Astronomi

Uluğ Bey

Semerkant’ta dev bir rasathane kuran, bin küsur yıldızlık Zîc-i Sultânî kataloğunu hazırlayan Uluğ Bey’in hayatı (Ulugh Beg, Samarkand observatory, Zij-i Sultani, astronomy).

Timurlu döneminden bir minyatürde Uluğ Bey
HA
Hamza AtacCuma, 16 Ekim 2026 · 4 dk okuma

Semerkant’ın kenarında, bir tepenin altında, 1908 yılında Rus arkeolog Vasily Vyatkin bir hendek kazdı. Kazı sonunda yerin altından devasa, kemerli bir mermer oluk çıktı: yaklaşık kırk metre yarıçaplı bir dairenin yayı. Ne olduğunu biliyordu, çünkü yıllardır aradığı şey buydu. Bu, beş yüz yıl önce dünyanın en büyük gökbilim aletlerinden birinin, “Fahri sekstantı”nın kalıntısıydı ve onu kuran kişi, hükümdar olarak doğmuş ama gökbilimci olarak anılmayı seçmiş Uluğ Bey’di.

Semerkant’taki Uluğ Bey Rasathanesi’nin kalıntıları
Semerkant’taki Uluğ Bey Rasathanesi’nin kalıntıları. Görsel: Bgag, CC0, Wikimedia Commons.

Bir imparatorun torunu, bir bilim insanı

Muhammed Taragay, tarihe Uluğ Bey (“Büyük Bey”) adıyla geçti. 1394’te, dedesi Timur’un seferde olduğu sırada, bugünkü İran’ın Sultaniye kentinde doğdu. Babası Şahruh, Timur’un oğluydu. Çocukluğunu sarayın ve ordunun dolaştığı bir dünyada geçirdi; ama yetiştiği ortam yalnızca savaşçıları değil, bilgin ve şairleri de barındırıyordu. Timur’un ölümünden (1405) sonra, 1409’da henüz on beş yaşına girmeden Semerkant’ın valisi oldu. Yarım yüzyıla yakın bir süre bu şehri yönetecek, 1447’de babasının ölümüyle de imparatorluğun başına geçecekti.

Uluğ Bey, bir hükümdar olarak mirasının en kalıcı kısmını taş, kâğıt ve ölçü aletlerinde bıraktı. 1417–1420 arasında Semerkant’taki Registan Meydanı’nda bir medrese yaptırdı; bu yapı, Orta Asya’nın en önemli bilim merkezlerinden birine dönüştü. Medrese, Bursa doğumlu Kadızade-i Rumi ve Cemşid el-Kâşî gibi dönemin parlak matematikçi ve gökbilimcilerini bir araya getirdi.

Timurlu döneminden bir minyatürde Uluğ Bey
Uluğ Bey, Timurlu dönemine ait bir minyatürde. Görsel: Bilinmeyen sanatçı (1425–1450), kamu malı, Wikimedia Commons.

Rasathane: Semerkant’ın gözü

1420’lerde, şehrin yakınındaki Kuhak tepesinde bir rasathane kurdurdu. Bu, İslam dünyasında o güne dek yapılmış en büyük gözlem merkezlerinden biriydi. Üç katlı, dairesel bir binaydı; içinde, tepenin yamacına oyulmuş dev bir alet vardı: meridyen (güney–kuzey doğrultusu) boyunca yerleştirilmiş, yarıçapı yaklaşık 40 metre olan bir sekstant. Böyle büyük bir aletin yararı basittir: yayın üzerindeki bir derecelik açı ne kadar uzunsa, okuma o kadar ince yapılabilir.

Rasathanede çalışan ekibin kimliğini birkaç ad özetliyor. Kâşî’nin ölümünden sonra Kadızade-i Rumi, ardından Ali Kuşçu çalışmaların başına geçti. Ali Kuşçu, Semerkant doğumlu bir Türk bilginiydi ve Uluğ Bey’in kuşağındaki en parlak matematikçi ve gökbilimcilerden biri olarak anılır. Sonraki yıllarda Osmanlı’ya geldi ve Fatih Sultan Mehmed döneminde İstanbul’da Ayasofya Medresesi’nde ders verdi. Böylece Semerkant’ın bilimsel birikimi Osmanlı medreselerine ulaştı.

Zîc-i Sultânî: bin küsur yıldız

Rasathanenin en önemli ürünü, 1437’de tamamlanan yıldız kataloğu “Zîc-i Sultânî” oldu. Katalog yaklaşık bin on sekiz yıldızın konumunu içeriyor ve yüzyıllar boyunca başvuru kaynağı olarak kullanıldı. Yıldız konumları yalnızca Batlamyus’un Almagest’inden (MS 2. yüzyıl) alınmadı; yeniden yapılan gözlemlerle belirlendi. Bu açıdan, antik çağdan sonra yazılmış en önemli bağımsız gözlem kataloglarından biridir.

Uluğ Bey’in astronomi geleneğinden Aslan takımyıldızı çizimi
Aslan takımyıldızı çizimi, Uluğ Bey’in astronomi geleneğinden bir faksimile. Görsel: Charlotte Kramer, CC BY 4.0, Wikimedia Commons.

Katalogla birlikte hassas bir takvim ve ölçü sistemi de geliştirildi. Uluğ Bey’in ekibi yıldız yılının uzunluğunu 365 gün 6 saat 10 dakika 8 saniye buldu. Bugün kabul edilen değer yaklaşık 365 gün 6 saat 9 dakika 10 saniyedir; yani hata bir dakikanın altında. Ekliptiğin eğikliğini ise yaklaşık 23°30′ ölçtüler; bugünkü değer 23,4° civarındadır.

Fizik köşesi: yüzde kaç doğruydu?

Hatanın büyüklüğünü basit bir hesapla görebiliriz. Fark yaklaşık 58 saniye. Bir yıl yaklaşık \(3{,}156\times10^{7}\) saniye olduğuna göre göreli hata:

$$\frac{\Delta T}{T}\approx\frac{58\ \mathrm{s}}{3{,}156\times10^{7}\ \mathrm{s}}\approx 1{,}8\times10^{-6}$$

Yani milyonda ikiden de küçük bir hata. Yalnızca ahşap, taş ve pirinç aletlerle çalışan, teleskopsuz bir ekip için bu olağanüstü bir sonuçtur. Alet boyutunun neden önemli olduğunu da hesaplayabiliriz: yarıçapı \(R\approx40\) m olan bir yayda 1° yaklaşık \(2\pi R/360\approx0{,}70\) m’ye karşılık gelir. Bu uzunluk derece, dakika ve saniye bölmelerine ayrıldığında, açı okuma hassasiyeti küçük aletlere göre kat kat artar; böylece yay dakikasının çok altındaki ayrıntılar bile ayırt edilebilir.

Aynı ortamda yetişen Cemşid el-Kâşî, 15. yüzyılın başında 2π sayısını on altı ondalık basamağa kadar hesapladı; bu doğruluk yüzyıllar boyunca aşılamadı. Kâşî’nin Semerkant’tan babasına yazdığı mektuplar, Uluğ Bey’in çevresindeki bilimsel ortamı ve rasathanenin kuruluşunu anlatan önemli kaynaklar arasında sayılır.

Bu çalışmalar, bir hükümdarın bilime verdiği desteğin ender örneklerinden biriydi. Ancak aynı ilgi, iktidarı elinde tutan bir sultanın dikkatini devlet işlerinden de uzaklaştırıyordu ve bu, yakınlarının ve din adamlarının eleştirisini çekti.

Sultanın sonu

Uluğ Bey bir yönetici olarak sevilmedi; din adamları bilimsel çalışmalarına kuşkuyla baktı, oğlu Abdüllatif ise onun yerine geçmek istiyordu. 1449’da babasıyla yaptığı çatışmayı kazanan Abdüllatif, Uluğ Bey’i hac yolculuğuna çıkma bahanesiyle sürgüne gönderdi ve yolda öldürülmesini sağladı. Gökbilimci hükümdar 55 yaşında yaşamını yitirdi. Ardından rasathane terk edildi, zamanla yıkıldı ve yerin altında kayboldu; ta ki 1908’de Vyatkin’in küreği onu yeniden bulana kadar.

Oturmuş hâlde tasvir edilen Uluğ Bey
Uluğ Bey’in oturmuş bir tasviri. Görsel: Bilinmeyen sanatçı (1425–1450), kamu malı, Wikimedia Commons.

Bugüne kalan

Zîc-i Sultânî, 17. yüzyılda Oxford’da Latince’ye çevrildi ve Avrupa’da da tanındı. Ay’daki bir krater Uluğ Bey’in adını taşır. Özbekistan’da ve Türkiye’de adı okullara, enstitülere ve araştırma merkezlerine verildi. Ama onu en iyi anlatan şey belki de Semerkant’ın toprağı altından çıkan o yaydır: yaklaşık altı yüz yıl önce insanların yıldızları bir dakikadan küçük bir yanılgıyla ölçebildiğinin kanıtı.

Kaynaklar: Uluğ Bey, Zîc-i Sultânî (1437); B. A. Rosenfeld ve E. İhsanoğlu, Mathematicians, Astronomers and other Scholars of Islamic Civilization (2003); V. L. Vyatkin’in 1908–1909 Semerkant kazı raporları; Ali Kuşçu üzerine Türkçe ve Rusça bilim tarihi çalışmaları.

Günün bulmacasıOkumayı bitirdin. Şimdi sıra sende.Beş ipucundan bugünün bilim insanını bulabilir misin?Oyna
HA
Hamza Atac

Dr. Hamza Ataç, Fizik Akademisi'nin kurucusudur. Lisans ve fizik öğretmenliği yüksek lisans eğitimini 2008 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde tamamladı. Ardından ABD'ye giderek Temple Üniversitesi'nde 2012 yılında fizik yüksek lisansını, 2017 yılında ise doktorasını aldı. Doktora çalışmasında, atom çekirdeğinin içindeki proton…

Tüm yazıları →

Astronomi bölümünden daha fazlasıTümü →

Yorum yaz

Haftanın bilimi, pazartesi sabahı gelen kutunda.

Öne çıkan haberler, bir bilim insanının hikâyesi ve haftanın bulmacası. Ücretsiz, istediğin zaman ayrılabilirsin.