Canlılar ve Çevre: Adaptasyon, Biyoteknoloji ve Gen Mühendisliği
Adaptasyon türleri, Bergmann ve Allen kuralları, doğal ve yapay seçilim, rekombinant DNA, PCR, jel elektroforezi, DNA parmak izi, klonlama, GDO ve biyogüvenlik.
- Yapısal, fizyolojik ve davranışsal adaptasyonları örneklerle ayırmayı; çöl bitkilerinin, kurak bölge ve kutup hayvanlarının uyumlarını, Bergmann ve Allen kurallarını
- Doğal seçilimin basamaklarını; biber güvesi, antibiyotik direnci ve böcek ilacı direnci örneklerini; modifikasyon ile mutasyonun seçilimdeki farkını; yapay seçilimi
- Restriksiyon enzimi, yapışkan uç, DNA ligaz ve plazmit vektörle rekombinant DNA oluşturmayı; insülinin bakteride üretilmesini
- PCR'nin basamaklarını ve döngü sayısına göre DNA kopyası hesabını (\(N_0 \cdot 2^n\))
- Jel elektroforezini, DNA parmak izini ve babalık ya da adli tıp sorularında bant karşılaştırmayı
- Klonlama, gen tedavisi, kök hücreler, GDO'lar ve biyoteknolojinin tarım, tıp ve çevre uygulamalarını; biyogüvenlik ve etik tartışmaları
Canlıların çevreye uyumu: adaptasyon
Bir canlının yaşadığı ortamda hayatta kalma ve üreme şansını artıran, kalıtsal olan her özelliğe adaptasyon (uyum) denir. Kaktüsün dikenleri, kutup ayısının kalın yağ tabakası, develerin uzun kirpikleri, göçmen kuşların her sonbahar güneye uçması birer adaptasyondur. Adaptasyonu anlamanın anahtarı iki sözcüktür: kalıtsal ve popülasyon. Bir özellik adaptasyon sayılıyorsa o özellik genlerle yavrulara aktarılır ve uzun bir zaman içinde popülasyonun çoğunluğuna yayılmıştır.
Bu nedenle bir bireyin yaşamı boyunca çevreye verdiği geçici tepkiyi adaptasyonla karıştırmamak gerekir. Yaz tatilinde güneşte bronzlaşan bir insanın derisi koyulaşır; ama bu değişiklik genotipi değiştirmez, çocuklara aktarılmaz. 10. sınıfta gördüğümüz gibi böyle kalıtsal olmayan değişikliklere modifikasyon denir. Adaptasyon ise bir bireyde değil, kuşaklar boyunca popülasyonda oluşur.
Adaptasyonlar üç grupta incelenir:
| Adaptasyon türü | Neyi değiştirir? | Örnekler |
|---|---|---|
| Yapısal (morfolojik) | Vücudun ya da organların biçimi ve yapısı | Kaktüsün dikene dönüşmüş yaprakları, kalın kütikula, batık stoma, kutup ayısının yağ tabakası ve yoğun kürkü, çöl tilkisinin uzun kulakları |
| Fizyolojik | Vücutta işleyen olaylar, metabolizma | Kanguru faresinin çok yoğun idrar üretmesi, sürüngen ve kuşların azotlu atığı ürik asit olarak atması, kaktüslerin stomalarını gündüz kapalı tutup geceleri açması |
| Davranışsal | Canlının davranışları | Çöl hayvanlarının gündüz yuvada saklanıp gece etkin olması, leyleklerin sonbaharda göç etmesi, kertenkelenin sabah güneşlenerek vücudunu ısıtması |
Kurak ortamlara uyum
Çölde en büyük sorun suyun azlığıdır. Kurak ortam bitkileri (kserofitler) iki yoldan ilerler: suyu daha iyi bulmak ve eldeki suyu korumak. Derine ya da toprağın yüzeyine geniş bir alana yayılan kökler suyu bulmayı kolaylaştırır. Su kaybının büyük bölümü yapraklardan, terleme yoluyla olur; bu yüzden uyumların çoğu yaprakta yoğunlaşır. Kaktüslerde yapraklar dikene dönüşmüş, fotosentezi yeşil gövde üstlenmiştir. Yaprak yüzeyi küçüldükçe terleme yüzeyi de küçülür.
Yaprağın üstündeki mumsu kütikula tabakası kalınlaşmıştır ve suyun yüzeyden buharlaşmasını engeller. Zakkum gibi bitkilerde stomalar yaprağın alt yüzeyindeki çukurların içine yerleşmiştir (batık stoma); çukurun ağzını tüyler örter. Çukurdaki hava nemli ve durgun kaldığı için stomadan dışarı su buharı çıkışı yavaşlar. Kaktüs ve sarısabır gibi sukulent bitkiler gövde ya da yapraklarındaki geniş parankima hücrelerinde su depolar; yağmurdan sonra şişer, kurak dönemde bu suyu kullanır. Bazı çöl bitkileri stomalarını en sıcak saatlerde kapalı tutar ve geceleri açar; böylece su kaybı en fazla olacağı saatlerde stomalar kapalıdır.
Kurak bölge hayvanları da suyu korur. Kuzey Amerika çöllerinde yaşayan kanguru faresi hiç su içmeden yaşayabilir: suyunu yediği tohumlardan ve besinlerin oksijenli solunumla yıkımından açığa çıkan metabolik sudan sağlar. Böbreklerindeki uzun Henle kulpları sayesinde çok yoğun (konsantre) idrar üretir; dışkısı da çok kurudur. Sürüngenler ve kuşlar azotlu atıklarını suda az çözünen ürik asit olarak atar ve bunun için çok az su harcar. Develer hörgüçlerinde su değil yağ depolar; az terler, idrarları yoğundur ve gün içinde vücut sıcaklıklarının birkaç derece dalgalanmasına dayanabilirler.
Soğuk ortamlara uyum, Bergmann ve Allen kuralları
Kutup bölgelerinde sorun ısının korunmasıdır. Balina, fok ve kutup ayısının derisinin altında kalın bir yağ tabakası bulunur; yağ ısıyı iyi iletmez, vücudu yalıtır. Kutup ayısının ve kutup tilkisinin yoğun kürkü de aynı işi görür.
Sıcakkanlı (vücut sıcaklığı sabit) hayvanlarda vücut biçimi ile iklim arasında iki genel eğilim gözlenmiştir:
- Bergmann kuralı: Birbirine yakın akraba türler ya da aynı türün popülasyonları arasında, soğuk iklimde yaşayanların vücudu genellikle daha büyüktür. Antarktika'daki imparator penguen en büyük penguendir; ekvatora yakın Galapagos Adaları'ndaki Galapagos pengueni en küçük penguenlerden biridir.
- Allen kuralı: Soğuk iklimde yaşayanların kulak, kuyruk, bacak ve burun gibi vücut çıkıntıları genellikle daha kısadır. Kutup tilkisinin kulakları küçük ve yuvarlak, Sahra'daki çöl tilkisinin kulakları ise çok büyüktür.
İki kuralın arkasında aynı fizik vardır: ısı, vücut yüzeyinden kaybedilir; ısıyı üreten ise vücut kütlesidir. Bir küpün kenarı iki katına çıkarsa yüzeyi 4 katına, hacmi 8 katına çıkar; yüzey/hacim oranı yarıya iner. Büyük vücutta kütle başına düşen yüzey küçüktür, ısı daha iyi korunur. Uzun kulak ve kuyruklar ise yüzeyi artırır ve ısının dışarı verilmesini kolaylaştırır; sıcak çölde bu bir avantaj, kutupta bir dezavantajdır.
Genetik varyasyonun kaynakları
Bir popülasyondaki bireylerin kalıtsal özellikler bakımından birbirinden farklı olmasına genetik varyasyon denir. Doğal seçilimin üzerinde işlediği ham madde budur. Varyasyonun kaynakları şunlardır:
- Mutasyon: DNA'daki kalıcı değişiklik. Yeni alellerin tek kaynağıdır. Mutasyonlar rastgele oluşur; canlının ihtiyacına göre yönlenmez. Yalnızca üreme hücrelerinde oluşan mutasyonlar yavruya aktarılır.
- Krossing over: Mayoz I'de homolog kromozomlar arasında parça değişimi; aynı kromozom üzerinde yeni alel birleşimleri oluşur.
- Bağımsız dağılım: Homolog kromozom çiftlerinin mayoz I'de kutuplara birbirinden bağımsız ayrılması.
- Rastgele döllenme: Herhangi bir yumurtanın herhangi bir spermle birleşebilmesi.
Son üçü var olan alelleri yeni birleşimlere sokar, yeni alel oluşturmaz; yalnızca eşeyli üremede iş görür. Eşeysiz üreyen bakterilerde varyasyonun temel kaynağı mutasyondur; bakteriler ayrıca plazmit aktarımı gibi yollarla birbirine gen aktarabilir.
Modifikasyon ise varyasyon kaynağı değildir. Aynı genotipteki iki bitkiden biri verimli toprakta uzun, öteki kurak toprakta kısa boylu olabilir; ama bu farkın genetik temeli olmadığı için yavrulara geçmez ve doğal seçilim onu sonraki kuşağa taşıyamaz.
Doğal seçilim
Charles Darwin, 1830'larda beş yıl süren bir deniz yolculuğu boyunca topladığı gözlemleri ve sonraki yıllardaki çalışmalarını 1859'da yayımlanan Türlerin Kökeni adlı kitabında topladı. Alfred Russel Wallace da aynı fikre bağımsız olarak ulaşmıştı. Doğal seçilim fikri birkaç gözleme ve bunlardan çıkan sonuçlara dayanır:
- Aşırı üreme: Canlılar, ortamın besleyebileceğinden çok daha fazla yavru meydana getirir. Bir morina balığı bir mevsimde milyonlarca yumurta bırakır.
- Sınırlı kaynaklar ve yaşam mücadelesi: Besin, su ve yaşam alanı sınırlıdır; yavruların çoğu üreme çağına ulaşamaz.
- Varyasyon: Aynı popülasyonun bireyleri birbirinden farklıdır ve bu farkların bir kısmı kalıtsaldır.
- Uygun olanın hayatta kalması: Ortama daha uygun özelliklere sahip bireyler daha çok hayatta kalır ve daha çok yavru bırakır.
- Sonuç: Uygun kalıtsal özellikler kuşaklar boyunca popülasyonda yaygınlaşır.
Doğal seçilim yeni özellik "yaratmaz", var olan kalıtsal varyasyonlar arasından ayıklama yapar. Seçilen birey değil, onun alelleridir; değişen ise popülasyondur. Ortam değişirse "uygun" olan özellik de değişir.
Sanayi melanizmi: biber güvesi
İngiltere'de yaşayan biber güvesinin açık renkli ve koyu renkli iki formu vardır; koyu renk aleli baskındır. Güveler gündüzleri ağaç gövdelerinde dinlenir ve kuşlar onları avlar. 19. yüzyılın başında ağaç gövdeleri açık renkli likenlerle kaplıydı ve koyu güveler çok nadirdi. Sanayi devrimiyle kömür dumanı likenleri öldürdü, ağaç kabukları isle karardı. Açık renkli güveler kararmış kabuk üzerinde kolayca görülüp avlandı; koyu güveler ise gizlendi. 1848'de Manchester'da ilk kez kaydedilen koyu form, yüzyılın sonunda bu bölgedeki güvelerin büyük çoğunluğunu oluşturuyordu. 20. yüzyılın ortasında hava kirliliğini azaltan yasalardan sonra likenler geri döndü ve açık renkli güvelerin oranı yeniden arttı.
Bu örnekte kirlilik koyu renk alelini oluşturmamıştır; koyu güveler kirlilikten önce de nadir olarak vardı. Kirlilik yalnızca hangi rengin avantajlı olduğunu değiştirmiştir. Grafikte bir ayrıntı daha dikkat çeker: kirli dönemin sonunda güvelerin neredeyse hepsi koyu renkli olduğu hâlde açık renk aleli yok olmamıştır. Çekinik olduğu için heterozigot koyu güvelerde saklanmış ve hava temizlenince açık renkli güveler yeniden çoğalmıştır.
Antibiyotik ve böcek ilacı direnci
Bir bakteri popülasyonunda, antibiyotikle hiç karşılaşmadan önce de rastgele mutasyonlar sonucu ya da başka bakterilerden aldığı genlerle dirençli hâle gelmiş birkaç bakteri bulunabilir. Antibiyotik kullanıldığında duyarlı bakteriler ölür, dirençliler hayatta kalır ve çoğalır. Birkaç kuşak sonra popülasyonun çoğu dirençli olur. Bakteriler çok hızlı ürediği için bu seçilim günler içinde görülebilir. Antibiyotiğin gereksiz kullanılması ya da tedavinin erken bırakılması dirençli bakterilerin seçilmesini kolaylaştırır.
Böcek ilacı direnci de aynı yolla gelişir. DDT'nin yaygın kullanılmaya başlamasından yalnızca birkaç yıl sonra dirençli karasinek popülasyonları ortaya çıkmıştı. İlaç direnci oluşturmaz; var olan dirençli bireyleri seçer.
Yapay seçilim ve ıslah
İnsan, istediği özellikleri taşıyan bitki ve hayvanları seçip yalnızca onları çoğaltarak yüzyıllar içinde yeni çeşitler ve ırklar elde etmiştir. Buna yapay seçilim denir; bitki ve hayvan ıslahının temelidir. Yabani lahanadan (Brassica oleracea) yaprakları için seçilen bitkilerden kara lahana, uç tomurcuğu için seçilenlerden baş lahana, çiçek kümesi için seçilenlerden brokoli ve karnabahar, yan tomurcuklar için seçilenlerden Brüksel lahanası elde edilmiştir. Bunların hepsi aynı türün çeşitleridir. Köpek ırkları da kurtlardan başlayan uzun bir yapay seçilimin ürünüdür.
Yapay seçilimde seçici etken insandır; doğal seçilimde ise ortamdır. İkisi de popülasyondaki kalıtsal varyasyona muhtaçtır: yabani lahanada farklı özelliklere yol açan aleller bulunmasaydı ıslahçının seçebileceği bir şey olmazdı. Islahta melezleme (iki farklı çeşidin çaprazlanması) ile istenen özellikler bir araya getirilir. Yapay seçilim gen aktarımı içermez; yalnızca var olan çeşitlilikten yararlanır.
Biyoteknoloji ve gen mühendisliği
Canlıların ya da onların ürünlerinin insan yararına kullanılmasına biyoteknoloji denir. Yoğurt, peynir, turşu, sirke ve ekmek yapımı binlerce yıllık klasik biyoteknoloji uygulamalarıdır: mikroorganizmaların fermantasyonundan yararlanılır. Modern biyoteknoloji ise DNA'ya doğrudan müdahale eder. Bir canlının genlerini değiştirme, bir türden başka bir türe gen aktarma ve DNA'yı çoğaltma, inceleme yöntemlerinin tümüne gen mühendisliği (genetik mühendislik) denir. Bir genin başka bir canlıya aktarılabilmesinin temeli, genetik şifrenin canlıların hemen hepsinde ortak olmasıdır: insan genini okuyan bakteri, insanın üreteceği proteinin aynısını üretir.
Restriksiyon enzimleri ve yapışkan uçlar
Gen mühendisliğinin makası restriksiyon (kesim) enzimleridir. Bu enzimler bakterilerde doğal olarak bulunur ve bakteriyi, içine giren virüs DNA'sını parçalayarak korur. Her restriksiyon enzimi DNA'da yalnızca belirli bir kısa nükleotit dizisini tanır ve onu belirli bir yerden keser. E. coli bakterisinden elde edilen EcoRI enzimi GAATTC dizisini tanır; bu dizi karşı zincirde de 5' ucundan okunduğunda GAATTC'dir. Enzim iki zinciri tam karşılıklı değil, kaydırarak keser. Böylece parçaların uçlarında birkaç nükleotitlik tek zincirli kısımlar kalır: yapışkan uçlar.
İşin püf noktası şudur: aynı enzimle kesilen iki farklı DNA'nın yapışkan uçları birbirini tamamlar. İnsan DNA'sı ve bakteri plazmidi aynı enzimle kesilip karıştırılırsa uçlar baz eşleşmesiyle (hidrojen bağlarıyla) yan yana gelir. Bu bağlar zayıftır; parçaları kalıcı olarak birleştiren DNA ligaz enzimidir. Ligaz, şeker-fosfat omurgasındaki kopukluğu kapatarak iki DNA'yı tek bir molekül hâline getirir. İki farklı kaynaktan gelen DNA parçalarının birleştirilmesiyle oluşan bu moleküle rekombinant DNA denir.
Kesim yerlerinin sayısı, kaç parça oluşacağını belirler. Doğrusal bir DNA'da \(k\) kesim yeri \(k + 1\) parça verir (ip iki yerden kesilirse üç parça olur). Halkasal bir plazmitte ise \(k\) kesim yeri \(k\) parça verir (bilezik iki yerden kesilirse iki parça olur). Tek kesim yeri olan bir plazmit açılır ve tek bir doğrusal parçaya dönüşür.
Rekombinant DNA ile insülin üretimi
Şeker hastalarının kullandığı insülin eskiden sığır ve domuz pankreasından elde edilirdi; bu insülin insanınkinden bir ya da birkaç amino asitle farklıdır ve bazı hastalarda bağışıklık tepkisi doğururdu. Bugün insan insülini bakterilere ürettirilmektedir; bu yöntemle üretilen insan insülini 1982'de onaylanmış ilk rekombinant ilaçtır. Basamaklar:
- İnsülin genini taşıyan DNA parçası ve vektör (taşıyıcı) olarak kullanılacak bakteri plazmidi aynı restriksiyon enzimiyle kesilir.
- Parçalar karıştırılır; yapışkan uçlar eşleşir ve DNA ligaz onları birleştirir. Rekombinant plazmit oluşur.
- Rekombinant plazmit bakterilere aktarılır.
- Bakteriler antibiyotikli besiyerinde çoğaltılır. Plazmitte bulunan antibiyotik direnç geni sayesinde yalnızca plazmidi almış bakteriler çoğalabilir; plazmit almayanlar ölür.
- Bakteri her bölündüğünde plazmit de eşlenir; milyonlarca bakteri insülin üretir. İnsülin besiyerinden ayrılır ve saflaştırılır.
Plazmit bakterilerde ana kromozomdan ayrı bulunan, kendi başına eşlenebilen küçük, halkasal DNA'dır. Vektör olarak seçilmesinin nedenleri bakteriye kolay girmesi, bakteriyle birlikte çoğalması ve üzerinde seçim için kullanılabilecek bir direnç geni taşıyabilmesidir. Başka türden gen aktarılmış canlıya transgenik canlı denir; insülin üreten bakteri transgeniktir. Aynı yolla büyüme hormonu, kan pıhtılaşma faktörleri ve mayada üretilen hepatit B aşısı gibi pek çok ürün elde edilir.
Polimeraz zincir reaksiyonu (PCR)
Adli tıpta bir saç kökü ya da bir damla kurumuş kan inceleme için yeterli DNA içermez. PCR, istenen bir DNA bölgesini deney tüpünde milyarlarca kez çoğaltan yöntemdir. 1983'te Kary Mullis tarafından geliştirilmiştir. Tüpte şunlar bulunur: kalıp DNA, çoğaltılacak bölgenin iki ucuna tamamlayıcı iki kısa primer, dört çeşit DNA nükleotidi ve ısıya dayanıklı bir DNA polimeraz. PCR cihazı tüpün sıcaklığını döngüler hâlinde değiştirir:
- Denatürasyon (94–96 °C): İki zincir arasındaki hidrojen bağları kopar, DNA tek zincirlere ayrılır.
- Primer bağlanması (50–65 °C): Sıcaklık düşürülür; primerler hedef bölgenin uçlarındaki tamamlayıcı dizilere bağlanır.
- Uzama (72 °C): DNA polimeraz primerin ucundan başlayarak kalıba tamamlayıcı yeni zinciri sentezler.
Kullanılan DNA polimeraz kaplıcalarda yaşayan Thermus aquaticus bakterisinden elde edilmiştir (Taq polimeraz). Her denatürasyonda tüp 95 °C'ye ısıtıldığı için insan DNA polimerazı gibi sıradan bir enzim ilk döngüde bozulurdu; ısıya dayanıklı enzim döngüler boyunca çalışmayı sürdürür.
Her döngüde molekül sayısı iki katına çıktığına göre \(N_0\) kalıp molekülle başlanan ideal bir PCR'de \(n\) döngü sonra $$ N = N_0 \cdot 2^{n} $$ çift zincirli DNA molekülü bulunur. Bir molekülden 10 döngüde 1 024, 20 döngüde yaklaşık 1 milyon, 30 döngüde yaklaşık 1 milyar kopya elde edilir. Başlangıçtaki \(2N_0\) zincir kopmadan korunur ve her biri ayrı bir molekülde bulunur; geri kalan bütün zincirler yeni sentezlenmiştir. Bu yüzden \(n\) döngü sonunda yeni zincir sayısı \(2N_0 \cdot 2^{n} - 2N_0\) olur.
Jel elektroforezi ve DNA parmak izi
DNA parçalarını uzunluklarına göre ayırmanın yolu jel elektroforezidir. Örnekler, jelin bir ucundaki kuyucuklara konur ve jele elektrik akımı uygulanır. DNA, şeker-fosfat omurgasındaki fosfat grupları nedeniyle negatif yüklüdür; bu yüzden kuyucukların bulunduğu (−) kutuptan (+) kutba doğru göç eder. Jel ince gözenekli bir ağ gibidir: kısa parçalar gözeneklerden kolay geçer ve daha uzağa gider, uzun parçalar kuyucuğa yakın kalır. Jelin bir kuyusuna uzunlukları bilinen parçalardan oluşan bir DNA merdiveni konarak öteki bantların uzunluğu okunur.
İnsan genomunun büyük kısmı herkeste aynıdır; ama bazı bölgelerde kısa dizilerin art arda tekrar sayısı kişiden kişiye çok değişir. Bu bölgeler PCR ile çoğaltılıp elektroforezle ayrıldığında her insan için farklı bir bant düzeni ortaya çıkar: DNA parmak izi. Yöntemi 1984'te Alec Jeffreys geliştirmiştir. Tek yumurta ikizleri dışında iki insanın DNA parmak izi aynı değildir.
- Adli tıp: Olay yerinden alınan kan, saç ya da deri örneğinin bantları şüphelilerinkiyle karşılaştırılır. Örneğin bütün bantları bir kişinin bantlarıyla örtüşüyorsa örnek büyük olasılıkla o kişiye aittir. Örnek iki kişinin karışımıysa bantlar iki kişinin bantlarının birleşimidir.
- Babalık testi: Çocuk her kromozom çiftinin birini anneden, birini babadan alır. Bu yüzden çocuğun her bandı anne ya da babada bulunmalıdır. Önce çocuğun annede olmayan bantları ayrılır; bu bantların hepsi biyolojik babada bulunmak zorundadır. Bu bantlardan birini bile taşımayan aday baba olamaz.
Klonlama
Genetik olarak birbirinin aynısı olan canlılara klon denir. Doğada klonlar sık görülür: bir bakterinin bölünmesiyle oluşan hücreler, çelikle çoğaltılan bitkiler, tek yumurta ikizleri. Laboratuvarda bir memeliyi vücut hücresinden klonlamanın ilk başarılı örneği Dolly koyunudur. Dolly 1996'da İskoçya'da doğdu.
Yöntemde vücut hücresinden alınan çekirdek (diploit) çekirdeği çıkarılmış bir yumurtaya aktarılır, oluşan hücre embriyo gibi bölünmeye başlar ve taşıyıcı bir dişinin rahmine yerleştirilir. Döllenme olmadığı için bu bir eşeysiz üremedir. Dolly'nin çekirdek genleri çekirdeği veren beyaz yüzlü koyunla aynıdır ve Dolly beyaz yüzlüdür. Mitokondri DNA'sı ise yumurtanın sitoplazmasından, yani yumurtayı veren koyundan gelir. Taşıyıcı annenin Dolly'ye genetik katkısı yoktur. Yüzlerce denemeden yalnızca birinin başarılı olması, klonlamanın hâlâ zor ve verimsiz bir yöntem olduğunu gösterir.
Gen tedavisi ve kök hücreler
Gen tedavisi, hatalı bir gen yüzünden ortaya çıkan bir hastalığı, hücrelere işlevini görecek sağlam bir gen aktararak tedavi etme girişimidir. Genler hücreye çoğunlukla hastalık yapma özelliği giderilmiş virüslerle taşınır. İlk gen tedavisi denemesi 1990'da bağışıklık sistemini çökerten kalıtsal bir enzim eksikliği (ADA eksikliği) olan bir çocuğa uygulandı. Bugün uygulanan gen tedavileri vücut (somatik) hücrelerini hedef alır; tedavi edilen kişinin üreme hücreleri değişmediği için sağlam gen çocuklarına geçmez. Son yıllarda geliştirilen gen düzenleme yöntemleri hatalı diziyi doğrudan düzeltmeyi de mümkün kılmaya başlamıştır.
Kök hücreler farklılaşmamış, kendini bölünerek yenileyebilen ve farklı hücre tiplerine dönüşebilen hücrelerdir. Embriyonun erken evresindeki (blastosist) iç hücre kütlesinden alınan embriyonik kök hücreler vücudu oluşturan bütün hücre tiplerine dönüşebilir. Yetişkin vücudundaki kök hücreler ise daha sınırlıdır: kemik iliğindeki kök hücreler bütün kan hücrelerini (alyuvar, akyuvar, kan pulcukları) oluşturur. Lösemi gibi bazı kan hastalıklarında yapılan kemik iliği nakli bir kök hücre tedavisidir. Göbek kordonu kanı da kan kök hücreleri bakımından zengindir. Embriyonik kök hücre araştırmaları, embriyonun kullanılması nedeniyle etik tartışmaların merkezindedir.
Genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO)
Gen mühendisliği yöntemleriyle genetik yapısı değiştirilmiş canlılara GDO denir. Bilinen örnekler:
- Bt mısır ve Bt pamuk: Bacillus thuringiensis bakterisinin, bazı böcek larvalarına zehirli bir protein üreten geni aktarılmıştır. Bitki zararlı böceklere karşı kendini korur.
- Yabani ota karşı ilaçlara dayanıklı soya: Tarlaya ot ilacı uygulandığında yabani otlar ölür, ürün zarar görmez.
- Altın pirinç: A vitamininin öncülü olan beta-karotenin pirinç tanesinde üretilmesini sağlayan genler aktarılmıştır.
- Raf ömrü uzatılmış domates, ilaç proteini üreten bakteri ve mayalar.
Olası yararlar: verimin artması, böcek ilacı kullanımının azalması, besin değerinin artırılması, kuraklık ve tuzluluğa dayanıklı ürünler. Olası riskler: aktarılan genin polen yoluyla yabani akraba bitkilere geçmesi (gen kaçışı), hedef olmayan canlıların etkilenmesi, zararlıların zamanla Bt proteinine direnç kazanması, yeni alerjen oluşma olasılığı, ekilen çeşitlerin azalmasıyla tarımsal çeşitliliğin düşmesi ve tohumun birkaç şirketin denetimine girmesi. Güvenlik değerlendirmesinden geçerek piyasaya çıkan GD gıdaların insan sağlığına zarar verdiği gösterilmemiştir; yine de her ürünün ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir. Türkiye'de 2010'da yürürlüğe giren Biyogüvenlik Kanunu ile genetiği değiştirilmiş bitki ve hayvanların üretimi yasaklanmıştır; GD ürünlerin ithalatı izne bağlıdır.
Biyoteknolojinin uygulamaları, biyogüvenlik ve etik
| Alan | Uygulamalar |
|---|---|
| Tıp | Rekombinant insülin, büyüme hormonu ve aşılar; PCR ile hastalık tanısı; gen tedavisi; kök hücre nakli |
| Tarım ve hayvancılık | GD bitkiler, doku kültürüyle hastalıksız fide üretimi, ıslah |
| Adli tıp | DNA parmak izi, babalık testi, kimlik belirleme |
| Çevre | Biyoremediasyon, atık su arıtımı, biyogaz |
Biyoremediasyon, kirlenmiş toprak ve suların canlılar, çoğunlukla bakteri ve mantarlar kullanılarak temizlenmesidir. 1989'da Alaska'da bir tankerden sızan petrolün temizlenmesinde kıyıya gübre verilerek petrolü parçalayan doğal bakterilerin çoğalması hızlandırılmıştır. Bazı bitkiler topraktaki ağır metalleri dokularında biriktirerek toprağı temizler.
Biyogüvenlik, biyoteknoloji ürünlerinin insan sağlığına, çevreye ve biyoçeşitliliğe zarar vermeden kullanılması için alınan önlemlerin tümüdür. Etik tartışmalar da bu alanın parçasıdır: kişinin genetik bilgisinin gizliliği ve bu bilginin işe alımda ya da sigortada ayrımcılık için kullanılmaması, üreme hücrelerinde kalıcı genetik değişiklik yapılması, insan klonlama ve embriyo araştırmaları. Bilimsel olarak mümkün olan her şeyin yapılması gerekmez; bu kararlar bilimsel bilgi, hukuk ve toplumsal değerlerle birlikte verilir.
Formüller
Çözümlü örnekler
Aşağıdaki özellikler yapısal, fizyolojik ve davranışsal adaptasyonlardan hangisine örnektir? (a) Zakkumun stomalarının yaprak altındaki tüylü çukurlarda bulunması, (b) kanguru faresinin çok yoğun idrar üretmesi, (c) leyleklerin sonbaharda sıcak bölgelere göç etmesi, (d) kuşların azotlu atıklarını ürik asit olarak atması, (e) kutup ayısının derisi altındaki kalın yağ tabakası.
- Vücudun ya da organın yapısıyla ilgili olanlar yapısaldır: (a) batık stoma bir yaprak yapısıdır; (e) yağ tabakası vücudun yapısındadır.
- Vücutta işleyen olaylar fizyolojiktir: (b) böbreğin idrarı yoğunlaştırması ve (d) azotlu atığın ürik asit hâlinde atılması metabolizmayla ilgilidir.
- Canlının yaptığı bir eylem davranışsaldır: (c) göç bir davranıştır.
Cevap: a yapısal, b fizyolojik, c davranışsal, d fizyolojik, e yapısal
Bir hayvanın vücudunu küp biçiminde düşünelim. Kenar uzunluğu 2 cm ve 4 cm olan iki küpün yüzey/hacim oranlarını hesaplayınız. Hangisi kütlesine göre daha az ısı kaybeder?
- Kenarı 2 cm olan küp: yüzey \(6 \cdot 2^2 = 24\), hacim \(2^3 = 8\); oran \(24 \div 8 = 3\).
- Kenarı 4 cm olan küp: yüzey \(6 \cdot 4^2 = 96\), hacim \(4^3 = 64\); oran \(96 \div 64 = 1{,}5\).
- Kenar iki katına çıkınca oran yarıya inmiştir. Isı yüzeyden kaybedildiği, kütleyle üretildiği için büyük küp birim kütle başına daha az ısı kaybeder. Soğuk iklimde büyük vücut avantajlıdır: Bergmann kuralı.
Cevap: 3 ve 1,5; büyük vücut ısıyı daha iyi korur
Bir hastanede aynı antibiyotiğin uzun süre kullanılması sonucu dirençli bakterilerin yaygınlaştığı görülüyor. Aşağıdaki olayları oluş sırasına diziniz: (a) Antibiyotik duyarlı bakterileri öldürür. (b) Popülasyonda, antibiyotik kullanılmadan önce rastgele mutasyonla oluşmuş az sayıda dirençli bakteri vardır. (c) Hayatta kalan dirençli bakteriler çoğalır ve direnç genini yavrularına aktarır. (d) Birkaç kuşak sonra popülasyonun büyük kısmı dirençli bakterilerden oluşur.
- Seçilim, var olan kalıtsal varyasyon üzerinde işler; önce dirençli bireylerin bulunması gerekir (b).
- Seçici etken devreye girer, duyarlılar elenir (a).
- Dirençliler çoğalır (c) ve kuşaklar boyunca oranları artar (d).
- Antibiyotik direnç mutasyonunu oluşturmamıştır; yalnızca dirençli bakterilerin oranını artırmıştır.
Cevap: b, a, c, d
Anlatımdaki biber güvesi grafiği bir doğal seçilim modeliyle hesaplanmıştır: kirli dönemde açık renkli güvelerin, temiz dönemde koyu renkli güvelerin kuşlarca daha çok avlandığı varsayılmıştır. Koyu güvelerin oranı 0. kuşakta yaklaşık %1, 20. kuşakta yaklaşık %83, 50. kuşakta yaklaşık %99, 80. kuşakta yaklaşık %48'dir. Kirli dönemde koyu güvelerin artışını ve temiz dönemde azalışını açıklayınız. 50. kuşakta açık renk aleli popülasyondan silinmiş midir?
- Kirli dönemde kararmış kabuk üzerinde koyu güveler daha az görülür; daha çok hayatta kalıp ürer. Koyu renk aleli kuşaktan kuşağa yayılır: %1'den yaklaşık %99'a.
- Hava temizlenince likenli açık kabukta açık güveler gizlenir, koyular avlanır. Avantajlı olan özellik değişmiş, seçilimin yönü tersine dönmüştür.
- Açık renk aleli çekiniktir. 50. kuşakta açık renkli güveler çok az olsa da bu alel heterozigot koyu güvelerde saklı kalmıştır; temiz dönemde açık güveler yeniden çoğalabilmiştir.
- Kirlilik koyu renk alelini oluşturmamıştır; bu alel 0. kuşakta da vardı.
Cevap: Koyu güveler kirli dönemde daha az avlandığı için arttı, temiz dönemde azaldı; açık renk aleli silinmemiş, heterozigotlarda saklı kalmıştır
12 000 baz çiftlik doğrusal bir DNA molekülünde X enziminin kesim yerleri 2 000, 5 500 ve 9 000. baz çiftlerindedir. Ayrıca 6 000 baz çiftlik halkasal bir plazmitte X enziminin 1 000 ve 4 000. baz çiftlerinde iki kesim yeri vardır. Her biri X ile kesilip ayrı kuyucuklarda jelde yürütülürse kaçar parça ve kaçar bant oluşur?
- Doğrusal DNA: 3 kesim yeri, \(3 + 1 = 4\) parça. Uzunluklar \(2\,000\), \(5\,500 - 2\,000 = 3\,500\), \(9\,000 - 5\,500 = 3\,500\) ve \(12\,000 - 9\,000 = 3\,000\) baz çiftidir.
- İki parça aynı uzunlukta (3 500) olduğundan jelde aynı yere göç eder ve tek bant verir: 3 bant.
- Plazmit: 2 kesim yeri, 2 parça. Uzunluklar \(4\,000 - 1\,000 = 3\,000\) ve \(6\,000 - 3\,000 = 3\,000\) baz çiftidir; ikisi de aynı uzunlukta olduğu için jelde 1 bant görülür.
Cevap: Doğrusal DNA'da 4 parça, 3 bant; plazmitte 2 parça, 1 bant
İnsan insülin geni bakteride üretilecektir. (a) Gen ve plazmit neden aynı restriksiyon enzimiyle kesilir? (b) Uçları kalıcı olarak birleştiren enzim hangisidir? (c) Plazmitteki antibiyotik direnç geni ne işe yarar? (d) Bakterinin insan proteinini üretebilmesini sağlayan ortak özellik nedir?
- (a) Aynı enzim aynı diziden, aynı biçimde keser; gen ile plazmidin yapışkan uçları birbirini tamamlar ve baz eşleşmesiyle yan yana gelir.
- (b) Baz eşleşmesi zayıftır; şeker-fosfat omurgasını DNA ligaz birleştirir.
- (c) Bakteriler antibiyotikli besiyerine ekilir; yalnızca plazmidi alanlar direnç geni sayesinde çoğalır. Böylece rekombinant plazmit taşıyan bakteriler seçilir.
- (d) Genetik şifre insanda ve bakteride ortaktır; bakteri insan geninden aynı amino asit dizisini üretir.
Cevap: Yapışkan uçlar eşleşsin diye; DNA ligaz; plazmit alan bakterileri seçmek için; genetik şifrenin ortak olması
Bir PCR tüpüne hedef bölgeyi içeren 5 çift zincirli DNA molekülü konuyor. Her döngüde bütün moleküllerin kopyalandığı kabul edilirse 10 döngü sonunda kaç çift zincirli DNA molekülü bulunur? Bu moleküllerin kaçında başlangıçtaki zincirlerden biri bulunur? Toplam kaç yeni zincir sentezlenmiştir?
- Bir molekül 10 döngüde \(2^{10} = 1\,024\) kat çoğalır; \(5 \cdot 1\,024 = 5\,120\) molekül olur.
- Başlangıçta \(5 \cdot 2 = 10\) zincir vardı. Bu zincirler hiç parçalanmaz ve her biri ayrı bir molekülde, yeni bir zincirle eşleşmiş hâlde bulunur: 10 molekülde birer eski zincir vardır.
- Toplam zincir \(2 \cdot 5\,120 = 10\,240\); yeni zincir \(10\,240 - 10 = 10\,230\).
Cevap: 5 120 molekül; 10 molekülde eski zincir var; 10 230 yeni zincir
Bir olay yerinde bulunan kan lekesinin, kurbanın kanı ile başka bir kişinin kanının karışımı olduğu düşünülüyor. Lekenin, kurbanın ve üç şüphelinin DNA parmak izleri aşağıda verilmiştir. Lekedeki ikinci kişi hangi şüpheli olabilir?
- Lekedeki yedi banttan üçü (yukarıdan 2., 4. ve 6. bantlar) kurbanın bantlarıyla aynı yerdedir. Kalan dört bant ikinci kişiden gelmiş olmalıdır.
- Ş1'in iki bandı lekede yoktur; leke Ş1'in kanını içerseydi bu bantlar da görülürdü. Ş1 elenir.
- Ş3, lekenin en üstteki bandını taşımaz; bu bant ne kurbanda ne Ş3'te vardır. Ş3 elenir.
- Ş2'nin dört bandı lekenin kurbana ait olmayan dört bandıyla birebir örtüşür ve Ş2'nin lekede bulunmayan bandı yoktur.
Cevap: Ş2
Kara yüzlü bir koyunun (X) deri hücresinden alınan çekirdek, beyaz yüzlü bir koyunun (Y) çekirdeği çıkarılmış yumurta hücresine aktarılıyor. Gelişen embriyo beyaz yüzlü başka bir koyunun (Z) rahmine yerleştiriliyor. Doğan kuzunun çekirdek DNA'sı, mitokondri DNA'sı kimden gelir? Kuzu nasıl bir üremeyle oluşmuştur?
- Yumurtanın kendi çekirdeği çıkarıldığı için kuzunun bütün çekirdek genleri X'in deri hücresinden gelir. Kuzu kara yüzlü olur.
- Mitokondriler yumurtanın sitoplazmasında bulunur; kuzunun mitokondri DNA'sı Y'den gelir.
- Z yalnızca gebeliği taşır, genetik katkısı yoktur.
- Sperm ve yumurta birleşmemiştir; kuzu döllenme olmadan, eşeysiz yolla oluşmuştur.
Cevap: Çekirdek DNA'sı X'ten, mitokondri DNA'sı Y'den; Z'nin genetik katkısı yok; eşeysiz üreme
Sık yapılan hatalar
- Adaptasyonu bireyin yaşamı içindeki değişiklikle karıştırmak: bronzlaşma ya da spor yapanın kaslarının gelişmesi modifikasyondur, kalıtsal değildir ve adaptasyon sayılmaz.
- "Antibiyotik bakterilerde direnç oluşturdu", "kirlilik güveleri kararttı" demek. Seçici etken mutasyon yaratmaz; zaten var olan varyasyonlar arasından seçer.
- Kazanılmış özelliklerin kalıtıldığını düşünmek (zürafa boynunu uzattıkça yavrusunun boynu uzar fikri). Doğal seçilimde kuşaklara geçen yalnızca kalıtsal varyasyondur.
- DNA ligazın yapışkan uçlar arasındaki hidrojen bağlarını kurduğunu sanmak: baz eşleşmesi kendiliğinden olur, ligaz şeker-fosfat omurgasını birleştirir.
- Halkasal plazmitte \(k\) kesim yerinin \(k + 1\) parça verdiğini düşünmek. Halkada \(k\) kesim, \(k\) parça verir; aynı uzunluktaki parçalar jelde tek bant oluşturur.
- PCR'de döngü sayısıyla çarpmak (\(N_0 \cdot n\)) ya da başlangıç molekül sayısını unutmak; doğru bağıntı \(N_0 \cdot 2^{n}\).
- DNA'nın jelde (−) kutba gittiğini ya da uzun parçaların daha uzağa gittiğini sanmak.
- Klonlanan canlının mitokondri DNA'sının da çekirdek veren bireyden geldiğini ya da taşıyıcı annenin genetik katkısı olduğunu düşünmek.
Covid-19 salgınında en çok duyduğumuz test, bu konunun yöntemlerinden birine dayanıyordu. Burun ve boğazdan alınan örnekteki virüsün genetik maddesi RNA'dır; önce ters transkriptaz enzimiyle DNA'ya çevrilir, sonra virüse özgü primerlerle PCR yapılır. Tüpteki boyanın ışıması her döngüde ölçülür. Örnekte virüs çoksa sinyal az döngüde eşik değere ulaşır; virüs azsa daha çok döngü gerekir, çünkü her döngüde kopya sayısı en fazla iki katına çıkabilir. Bu yüzden sonuç raporlarında bazen "döngü eşik değeri" adıyla bir sayı yer alır: küçük olması örnekte daha çok virüs olduğunu gösterir. Aynı ilke, bir damla kandaki kalıtsal hastalık genini ya da gıdalarda aktarılmış bir geni belirlemek için de kullanılır.
Konu testi
27 soru. Bir seçeneğe dokun; doğru cevap ve çözüm hemen açılır.
Kutup ayısının derisinin altında bulunan ve vücut ısısının korunmasını sağlayan kalın yağ tabakası aşağıdakilerden hangisine örnektir?
Yağ tabakası vücudun yapısında bulunan, kalıtsal ve popülasyonun bütün bireylerinde görülen bir özelliktir; yapısal adaptasyondur. Modifikasyon kalıtsal olmayan, bireyin yaşamı içinde oluşan değişikliktir; yapay seçilimde ise seçici etken insandır.
Gen mühendisliğinde kullanılan restriksiyon enzimlerinin görevi aşağıdakilerden hangisidir?
Restriksiyon enzimleri DNA'da belirli kısa dizileri tanır ve onları belirli noktalardan keser; bakterilerde doğal olarak bulunur. Parçaları birleştiren DNA ligaz, yeni zincir sentezleyen DNA polimerazdır; parçaları uzunluğa göre ayırmak ise jel elektroforezinin işidir.
PCR yönteminde ısıya dayanıklı bir DNA polimeraz kullanılmasının nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
Her döngünün başında tüp yaklaşık 95 °C'ye ısıtılır. Sıradan bir enzim bu sıcaklıkta bozulur; kaplıca bakterisinden elde edilen polimeraz ise döngüler boyunca işlevini korur. Zincirleri ayıran enzim değil yüksek sıcaklıktır; DNA polimeraz da sentezi bir primerin ucundan başlatır.
Jel elektroforezinde DNA parçalarının (+) kutba doğru hareket etmesinin nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
Şeker-fosfat omurgasındaki fosfat grupları DNA'ya negatif yük kazandırır; zıt yükler birbirini çektiği için DNA (+) kutba göç eder. Kısa parçalar daha hafiftir ve jelin gözeneklerinden kolay geçtiği için daha uzağa gider.
Aşağıdakilerden hangisi kalıtsal olmayan bir değişikliğe (modifikasyona) örnektir?
Tek yumurta ikizlerinin genotipleri aynıdır; deri rengindeki fark güneş ışığının etkisiyle oluşmuştur ve kalıtsal değildir. Yeni alel oluşması ve kromozom sayısının değişmesi mutasyondur; krossing over da kalıtsal yeni birleşimler oluşturur.
Darwin'in doğal seçilim fikrinin dayandığı gözlem ve çıkarımlar arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?
Aşırı üreme, sınırlı kaynaklar ve yaşam mücadelesi, kalıtsal varyasyon ve uygun olanın daha çok üremesi doğal seçilimin temel öğeleridir. Kullanılan organın gelişip bu kazanılmış özelliğin kalıtılması Lamarck'ın görüşüdür; kazanılmış özellikler genotipi değiştirmediği için yavruya geçmez.
Bir PCR tüpüne hedef bölgeyi içeren 3 çift zincirli DNA molekülü konuyor. Her döngüde bütün moleküllerin kopyalandığı kabul edilirse 6 döngü sonunda tüpte kaç çift zincirli DNA molekülü bulunur?
Her döngüde molekül sayısı iki katına çıkar: bir molekül 6 döngüde \(2^{6} = 64\) kat çoğalır. 3 molekülle başlandığı için \(3 \cdot 64 = 192\) molekül olur.
Bir PCR tüpünde başlangıçta 4 çift zincirli kalıp DNA molekülü vardır. Her döngüde molekül sayısının iki katına çıktığı kabul edilirse molekül sayısının en az 1 000 000 olması için en az kaç döngü gerekir?
\(n\) döngü sonunda \(4 \cdot 2^{n}\) molekül olur. \(2^{17} = 131\,072\) için \(4 \cdot 131\,072 = 524\,288\) yetmez. \(2^{18} = 262\,144\) için \(4 \cdot 262\,144 = 1\,048\,576\) molekül olur; en az 18 döngü gerekir. Başlangıçtaki 4 molekül unutulursa 20 bulunur.
Bir babalık testinde anne, çocuk ve beş aday erkeğin (K, L, M, N, P) DNA parmak izleri aşağıda verilmiştir.
Buna göre çocuğun biyolojik babası hangi aday olabilir?
Çocuğun beş bandından üçü annede de vardır. Annede bulunmayan iki bant (yukarıdan çocuğun 2. ve 4. bandı) babadan gelmiş olmalıdır. Bu iki bandın ikisini birden taşıyan tek aday L'dir. K yalnızca birini, M ve P yalnızca diğerini taşır; N ikisini de taşımaz. M çocukla en çok ortak bandı olan adaydır, ama bu bantların ikisi anneden de gelebilir.
Kurak ortamda yaşayan bazı canlıların özellikleri şunlardır: K: Kaktüsün yapraklarının dikene dönüşmüş olması L: Kanguru faresinin çok yoğun idrar üretmesi M: Bir çöl kertenkelesinin günün en sıcak saatlerinde kumun altına ya da gölgeye çekilmesi Bu özellikler aşağıdakilerin hangisinde adaptasyon türleriyle doğru eşleştirilmiştir?
Yaprağın dikene dönüşmesi bitkinin yapısıyla ilgilidir: yapısal. Böbreğin idrarı yoğunlaştırması vücutta işleyen bir olaydır: fizyolojik. Sıcaktan kaçmak için gölgeye çekilmek bir davranıştır: davranışsal.
Sıcakkanlı hayvanların vücut biçimi ile iklim arasındaki ilişkiyle ilgili, I. Bergmann kuralına göre yakın akraba türlerden soğuk iklimde yaşayanların vücudu daha küçüktür. II. Kutup tilkisinin kulaklarının kısa olması, vücut ısısının kaybını azaltır. III. Çöl tilkisinin büyük kulakları, vücut ısısının dışarı verilmesini kolaylaştırır. ifadelerinden hangileri doğrudur?
Bergmann kuralına göre soğuk iklimdeki yakın akrabaların vücudu genellikle daha büyüktür; büyük vücudun yüzey/hacim oranı küçük olduğu için ısı daha iyi korunur. I yanlıştır. Kulak gibi çıkıntılar ısı kaybedilen yüzeyi artırır: kutupta kısa kulak ısıyı korur, çölde büyük kulak ısının atılmasına yardım eder (Allen kuralı). II ve III doğrudur.
Rekombinant DNA teknolojisiyle bakteride insülin üretiminin basamakları aşağıdaki şekilde karışık olarak K, L, M, N ve P harfleriyle verilmiştir.
Bu basamakların doğru sıralaması aşağıdakilerden hangisidir?
Önce gen ve plazmit aynı enzimle kesilir (L), yapışkan uçlar ligazla birleştirilerek rekombinant plazmit oluşturulur (N). Plazmit bakteriye aktarılır (K), bakteriler antibiyotikli besiyerinde seçilip çoğaltılır (P) ve sonunda ürün saflaştırılır (M).
Gen aktarımında kullanılan enzimlerle ilgili, I. Bir gen ve bir plazmit aynı restriksiyon enzimiyle kesilirse yapışkan uçları birbirini tamamlar. II. DNA ligaz, yapışkan uçlardaki bazlar arasında hidrojen bağlarını kurar. III. Restriksiyon enzimleri bakterilerde doğal olarak bulunur ve onları virüslere karşı korur. ifadelerinden hangileri doğrudur?
Aynı enzim aynı diziden aynı biçimde keser; oluşan tek zincirli uçlar birbirine tamamlayıcıdır. Bu enzimler bakterinin içine giren virüs DNA'sını parçalar. I ve III doğrudur. Yapışkan uçlar arasındaki hidrojen bağları baz eşleşmesiyle kendiliğinden kurulur; ligaz şeker-fosfat omurgasındaki bağları kurar. II yanlıştır.
Aşağıdaki grafikte bir bakteri popülasyonunda antibiyotiğe dirençli bakterilerin oranının kuşaklara göre değişimi verilmiştir. Antibiyotik yalnızca taralı aralıkta uygulanmıştır.
Grafiğe göre, I. Antibiyotik uygulanan dönemde dirençli bakterilerin oranı artmıştır. II. Antibiyotik uygulaması bırakıldıktan sonra antibiyotiksiz ortamda duyarlı bakteriler dirençli bakterilerden daha başarılı çoğalmıştır. III. Antibiyotik, bakterilerde direnç sağlayan mutasyonların oluşmasına neden olmuştur. yargılarından hangileri çıkarılabilir?
Taralı aralıkta dirençlilerin oranı %2 dolayından %98 dolayına çıkmıştır: I doğrudur. Antibiyotik kesilince dirençlilerin oranı sürekli azalmıştır; bu, antibiyotiksiz ortamda duyarlıların daha çok ürediğini gösterir: II doğrudur. Antibiyotik uygulanmadan önce de popülasyonda dirençli bakteriler vardı. Antibiyotik mutasyon oluşturmamış, var olan dirençlileri seçmiştir: III çıkarılamaz.
Doğrusal bir DNA molekülünde X restriksiyon enziminin 3 kesim yeri vardır. Halkasal bir plazmitte de X enziminin 3 kesim yeri bulunmaktadır. Bu iki DNA molekülü X enzimiyle tamamen kesilirse toplam kaç DNA parçası oluşur?
Doğrusal DNA'da 3 kesim yeri \(3 + 1 = 4\) parça verir; uçlar zaten açıktır. Halkasal plazmitte uç olmadığı için 3 kesim yeri 3 parça verir. Toplam \(4 + 3 = 7\) parça.
Genetiği değiştirilmiş organizmalarla (GDO) ilgili, I. Bt mısırın böceklere zehirli bir protein üretmesi, tarlada kullanılan böcek ilacı miktarını azaltabilir. II. Genetiği değiştirilmiş bir bitkiye aktarılan genin polen yoluyla yabani akraba bitkilere geçmesi olası risklerden biridir. III. GDO'lar yalnızca yapay seçilim ve melezleme ile elde edilir, başka türden gen aktarılmaz. ifadelerinden hangileri doğrudur?
Bt mısır zararlı larvalara karşı kendi proteinini ürettiği için ilaçlamaya daha az ihtiyaç duyar: I doğrudur. Polenle gen kaçışı GDO'ların tartışılan çevresel risklerinden biridir: II doğrudur. GDO'lar gen mühendisliği yöntemleriyle elde edilir; Bt mısıra bir bakteri geni aktarılmıştır. Yapay seçilim ve melezleme gen aktarımı içermez: III yanlıştır.
Kara yüzlü bir koyunun (X) deri hücresinden alınan çekirdek, beyaz yüzlü bir koyunun (Y) çekirdeği çıkarılmış yumurta hücresine aktarılıyor. Oluşan embriyo kahverengi yüzlü bir koyunun (Z) rahmine yerleştiriliyor ve bir kuzu doğuyor. Kuzu ile ilgili, I. Çekirdek genleri X'in çekirdek genleriyle aynıdır. II. Mitokondri DNA'sı Z'den gelmiştir. III. Döllenme olmadan, eşeysiz yolla oluşmuştur. ifadelerinden hangileri doğrudur?
Yumurtanın kendi çekirdeği çıkarıldığı için kuzunun çekirdek genlerinin tamamı X'ten gelir: I doğrudur. Sperm ile yumurta birleşmemiştir; bu bir eşeysiz üremedir: III doğrudur. Mitokondriler yumurtanın sitoplazmasından, yani Y'den gelir. Z yalnızca taşıyıcı annedir ve genetik katkısı yoktur: II yanlıştır.
Aşağıdakilerden hangisi bir biyoremediasyon uygulamasıdır?
Biyoremediasyon, kirlenmiş toprak ya da suların canlılar kullanılarak temizlenmesidir; petrolü parçalayan bakteriler bu işi yapar. Yoğurt klasik biyoteknoloji, insülin üretimi rekombinant DNA, PCR adli tıp, böceğe dayanıklı pamuk GDO örneğidir; hiçbiri kirlilik temizleme amacı taşımaz.
Halkasal bir plazmitin X ve Y restriksiyon enzimleri için kesim yerleri aşağıdaki haritada gösterilmiştir. Jelin ilk kuyusuna uzunlukları bilinen parçalardan oluşan işaretleyici (İ) konmuştur.
Plazmit X ve Y enzimleriyle birlikte tamamen kesilip jelde yürütülürse hangi kuyudaki bant düzeni elde edilir?
Halkasal plazmitte 3 kesim yeri 3 parça verir: 500 ile 2 000 arası 1 500, 2 000 ile 3 000 arası 1 000 baz çifti. Son parça 3 000. baz çiftinden 0 noktasını geçip 500'e kadar uzanır: \(5\,000 - 3\,000 + 500 = 2\,500\) baz çifti. 1 000, 1 500 ve 2 500 baz çiftlik bantlar K kuyusundadır. Yalnız X ile kesim iki bant, plazmidi doğrusal sanmak dört bant verirdi.
Bir PCR tüpüne hedef bölgeyi içeren 2 çift zincirli DNA molekülü konuyor. Her döngüde bütün moleküllerin kopyalandığı kabul edilirse 4 döngü sonunda tüpte yeni sentezlenmiş kaç DNA zinciri (tek zincir) bulunur?
4 döngü sonunda \(2 \cdot 2^{4} = 32\) çift zincirli molekül, yani \(2 \cdot 32 = 64\) zincir vardır. Başlangıçtaki \(2 \cdot 2 = 4\) zincir korunur; yeni zincir sayısı \(64 - 4 = 60\) olur.
Eşeysiz üreyen bir bakteri popülasyonunda, I. krossing over, II. mutasyon, III. mayozda homolog kromozomların bağımsız dağılımı olaylarından hangileri kalıtsal çeşitliliğin kaynağı olabilir?
Krossing over ve bağımsız dağılım mayozda gerçekleşir; bakteriler mayoz geçirmez ve eşeysiz ürer. Bakterilerde yeni alellerin kaynağı DNA'daki mutasyonlardır; bu yüzden yalnız mutasyon çeşitlilik oluşturabilir.
Bir anne, baba ve beş çocuğun DNA parmak izleri aşağıda verilmiştir.
Buna göre hangi çocuk bu anne ile babanın biyolojik çocuğu olamaz?
Biyolojik bir çocuğun her bandı anne ya da babada bulunmalıdır. 1, 2, 3 ve 5. çocukların bütün bantları anne ya da babanın bantlarıyla aynı yerdedir; her birinde iki ebeveynden de gelen bantlar vardır.
- çocuğun yukarıdan üçüncü bandı annenin de babanın da hiçbir bandıyla aynı hizada değildir; bu bant iki ebeveynden de gelemez.
Kök hücrelerle ilgili, I. Embriyonun erken evresindeki iç hücre kütlesinden alınan kök hücreler vücudu oluşturan bütün hücre tiplerine dönüşebilir. II. Kemik iliğindeki kök hücreler kan hücrelerini oluşturur; bu yüzden kemik iliği nakli bazı kan hastalıklarının tedavisinde kullanılır. III. Yetişkin vücudundaki kök hücreler tamamen farklılaşmış hücreler olduğu için bölünemez. ifadelerinden hangileri doğrudur?
Embriyonik kök hücreler vücuttaki bütün hücre tiplerine farklılaşabilir: I doğrudur. Kemik iliği kök hücreleri alyuvar, akyuvar ve kan pulcuklarını oluşturur; lösemi gibi hastalıklarda nakil yapılır: II doğrudur. Kök hücreler farklılaşmamış hücrelerdir ve bölünerek kendilerini yenileyebilir; yetişkin kök hücrelerin farklılaşma yeteneği yalnızca daha sınırlıdır: III yanlıştır.
Kalıtsal bir kan hastalığı olan bir kişinin kemik iliği kök hücrelerine, hastalığa neden olan genin sağlam bir kopyası aktarılıyor ve hastanın kan hücreleri normal çalışmaya başlıyor. Bu tedaviyle ilgili, I. Hasta, sağlam geni üreme hücreleri yoluyla çocuklarına aktaramaz. II. Hastanın vücudundaki bütün hücrelerde hatalı gen düzeltilmiştir. III. Sağlam genin hücreye taşınmasında hastalık yapma özelliği giderilmiş virüsler kullanılmış olabilir. ifadelerinden hangileri doğrudur?
Gen yalnızca kemik iliği hücrelerine aktarılmıştır; üreme hücreleri değişmediği için sağlam gen çocuklara geçmez: I doğrudur. Gen tedavisinde genler çoğunlukla zararsız hâle getirilmiş virüslerle taşınır: III doğrudur. Öteki vücut hücreleri ve üreme hücreleri hâlâ hatalı geni taşır: II yanlıştır.
Eşeysiz üreyen bir bitkiden alınan çelikler (genetik olarak özdeş parçalar) deniz seviyesinde ve 3 000 metre yükseklikteki iki ayrı bahçeye dikiliyor. Bir süre sonra yüksekteki bitkilerin deniz seviyesindekilerden belirgin biçimde kısa kaldığı görülüyor. Bu deneyle ilgili, I. İki bahçedeki bitkilerin boyları arasındaki fark modifikasyondur. II. Deniz seviyesindeki bitkilerden alınan çelikler 3 000 metreye dikilirse uzun boylu kalır. III. Yüksekteki bitkilerin kısa kalması, doğal seçilimin yüksek rakıma uygun genotipleri seçmesinin sonucudur. ifadelerinden hangileri doğrudur?
Bütün bitkiler aynı genotiptedir; boy farkının tek nedeni ortamdır. Genotipi değiştirmeyen bu fark modifikasyondur: I doğrudur. Aynı genotipteki deniz seviyesi bitkilerinin çelikleri 3 000 metrede, oradaki bitkiler gibi kısa kalır: II yanlıştır. Bitkiler arasında genetik fark olmadığı için seçilimin ayıklayacağı kalıtsal varyasyon yoktur: III yanlıştır.
Yabani lahana (Brassica oleracea) bitkisinden yüzyıllar içinde baş lahana, brokoli, karnabahar, kara lahana ve Brüksel lahanası gibi çeşitler elde edilmiştir. Bu çeşitlerle ilgili, I. Oluşmalarında seçici etken insandır. II. Yabani lahana popülasyonunda kalıtsal çeşitlilik bulunmasaydı elde edilemezlerdi. III. Hepsi aynı türün farklı çeşitleridir. ifadelerinden hangileri doğrudur?
İnsanlar yaprak, tomurcuk ya da çiçek kümesi gibi istedikleri özellikleri taşıyan bitkileri seçip çoğaltmıştır: bu yapay seçilimdir, seçici etken insandır (I). Seçilim ancak var olan kalıtsal varyasyon üzerinde işleyebilir (II). Bu çeşitler aynı türden, Brassica oleracea türünden türetilmiştir; birbirleriyle çaprazlanabilirler (III). Üç ifade de doğrudur.
Aşağıdaki grafikte bir PCR cihazında sıcaklığın zamana göre değişimi verilmiştir. Her döngü K, L ve M basamaklarından oluşmaktadır.
K, L ve M basamaklarında gerçekleşen olaylar aşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiştir?
En yüksek sıcaklıktaki K basamağında (yaklaşık 95 °C) hidrojen bağları kopar ve zincirler ayrılır. Sıcaklığın en düşük olduğu L basamağında (yaklaşık 55 °C) primerler tamamlayıcı dizilere bağlanır. M basamağında (yaklaşık 72 °C) ısıya dayanıklı DNA polimeraz primerin ucundan yeni zinciri uzatır.
İlerlemen bu tarayıcıda saklanıyor. Ücretsiz üye ol, her cihazda kaldığın yerden devam et.