Canlılar Dünyası ve Sınıflandırma
Yapay ve doğal sınıflandırma, sınıflandırma basamakları, tür ve ikili adlandırma, altı âlemin özellikleri, omurgalı sınıfları, dikotom anahtar ve virüsler.
- Canlıları sınıflandırmanın neden gerekli olduğunu, yapay ve doğal (filogenetik) sınıflandırmanın farkını
- Âlemden türe sınıflandırma basamaklarını ve basamaklar arasında ortak özellik, akrabalık ve birey sayısının nasıl değiştiğini
- Tür kavramını, verimli döl ölçütünü ve Linnaeus'un ikili adlandırma kurallarını
- Bakteriler, arkeler, protistler, mantarlar, bitkiler ve hayvanlar âlemlerinin hücre tipi, hücre duvarı, beslenme ve hareket bakımından özelliklerini
- Bitki gruplarını ve omurgalı sınıflarını ayırt eden özellikleri; dikotom anahtar kullanmayı
- Virüslerin yapısını, neden hiçbir âleme alınmadıklarını, çoğalmalarını, yol açtıkları hastalıkları ve aşının önemini
Neden sınıflandırırız?
Bugüne kadar adı konmuş canlı türlerinin sayısı yaklaşık iki milyondur ve her yıl binlerce yeni tür tanımlanmaktadır. Bu kadar çok canlıyı tek tek tanımak ve onlar hakkında konuşmak, bir düzen olmadan imkânsızdır. Bir kütüphanede kitaplar konularına göre raflara dizilmeseydi aradığımız kitabı bulamazdık. Canlılar dünyasında da aynı ihtiyaç vardır: benzer canlıları gruplara toplamak, her gruba bir ad vermek ve gruplar arasındaki ilişkiyi göstermek gerekir. Canlıları benzerlik ve farklılıklarına göre gruplara ayırma işine sınıflandırma, bununla uğraşan bilim dalına da sistematik (taksonomi) denir.
Sınıflandırma yalnızca bir düzen kurmaz, bilgi de üretir. Bir canlının hangi gruba ait olduğunu bilen biri, onu hiç görmeden birçok özelliğini tahmin edebilir. "Bu hayvan bir memelidir" dendiğinde akciğerle solunum yaptığını, vücut sıcaklığının sabit olduğunu ve yavrusunu sütle beslediğini biliriz. Ayrıca sınıflandırma, dünyanın her yerindeki bilim insanlarının aynı canlıdan söz ettiklerinden emin olmalarını sağlar; bu da tıp, tarım ve çevre koruma çalışmalarında yanlış anlamaları önler.
Yapay ve doğal sınıflandırma
İlk sınıflandırma denemeleri canlıların dış görünüşüne, yaşadıkları ortama ya da insana yararlı veya zararlı olmalarına dayanıyordu. Aristo canlıları bitkiler ve hayvanlar olarak ikiye ayırmış, hayvanları da kanlı ve kansız olarak, ayrıca yaşadıkları ortama ve hareket şekillerine göre gruplandırmıştı. Bir ya da birkaç dış özelliğe veya kullanım amacına göre yapılan bu tür gruplandırmaya yapay sınıflandırma denir. "Uçan hayvanlar", "su canlıları", "tıbbi bitkiler", "zararlı böcekler" yapay gruplardır. Yapay sınıflandırma günlük hayatta işe yarar ama canlılar arasındaki gerçek akrabalığı göstermez: uçabildiği için kuş, yarasa ve kelebeği aynı gruba koymak, yarasanın aslında bir memeli, kelebeğin bir böcek olduğunu gizler.
Doğal sınıflandırma (filogenetik sınıflandırma) ise canlıların evrimsel akrabalığını temel alır. Bu sınıflandırmada kullanılan başlıca ölçütler şunlardır:
- Homolog yapılar: Kökeni aynı olan yapılar. İnsanın kolu, yarasanın kanadı, balinanın ön yüzgeci ve atın ön bacağı farklı işler görür ama aynı kemik düzenine sahiptir; bu ortak bir atadan gelişin kanıtıdır.
- Embriyonik gelişim benzerlikleri
- Hücre yapısı (prokaryot ya da ökaryot, hücre duvarının varlığı ve yapısı)
- Biyokimyasal ve genetik benzerlikler: DNA ve protein dizilerindeki benzerlik ne kadar fazlaysa akrabalık o kadar yakındır.
Görevi aynı olan ama kökeni farklı olan yapılara analog yapılar denir. Kuşun kanadı ile kelebeğin kanadı ikisi de uçmaya yarar, ama yapıları ve gelişim kökenleri tamamen farklıdır. Analog yapılar akrabalığı göstermez; bu yüzden doğal sınıflandırmada ölçüt olarak kullanılmaz. Benzer yaşam koşullarına uyum, akraba olmayan canlılarda da benzer görünümlü yapılar ortaya çıkarabilir.
Sınıflandırma basamakları
Doğal sınıflandırmada gruplar iç içe kutular gibi düzenlenir. Büyükten küçüğe yedi temel sınıflandırma basamağı (kategori) şunlardır: âlem, şube, sınıf, takım, aile (familya), cins, tür. Bitkiler ve mantarlar için şube yerine "bölüm" terimi de kullanılır. Her basamak, kendisinden bir alttaki basamağın gruplarını kapsar: bir aile birkaç cinsi, bir cins birkaç türü içerebilir. Bir canlı her basamakta yalnızca bir gruba aittir.
Basamaklar arasındaki ilişki, ÖSYM sorularının temelidir:
- Âlemden türe doğru inildikçe bir gruptaki tür sayısı ve birey sayısı azalır, bireyler arasındaki ortak özellik sayısı ve akrabalık derecesi artar. Türden âleme doğru çıkıldıkça tersi olur.
- İki canlı bir basamakta aynı gruptaysa, o basamağın üstündeki bütün basamaklarda da aynı gruptadır. Aynı cinsteki iki canlı kesinlikle aynı ailede, aynı takımda, aynı sınıfta, aynı şubede ve aynı âlemdedir.
- İki canlı bir basamakta farklı gruplardaysa, o basamağın altındaki hiçbir basamakta aynı grupta olamaz. Farklı takımlardaki iki canlı aynı ailede ya da aynı cinste bulunamaz.
- İki canlının ortak basamak sayısı ne kadar fazlaysa akrabalığı o kadar yakındır. Ev kedisi ile aslan aileye kadar beş basamağı paylaşır (âlem, şube, sınıf, takım, aile), ev kedisi ile kurt ise takıma kadar dördünü. Bu yüzden ev kedisi aslanla, kurtla olduğundan daha yakın akrabadır.
Bazı kaynaklarda âlemin üzerinde üst âlem (domain) basamağı da kullanılır: bakteriler, arkeler ve ökaryotlar. Bu yaklaşım, prokaryot iki grubun birbirinden ne kadar farklı olduğunu vurgular.
Tür kavramı ve ikili adlandırma
Sınıflandırmanın temel birimi türdür. Ortak bir atadan gelen, yapı ve işlev bakımından benzer olan ve doğal ortamda kendi aralarında çiftleştiklerinde verimli (üreyebilen) döller oluşturabilen bireylerin oluşturduğu topluluğa tür denir. Tanımın en kritik kısmı verimli döldür. At ile eşek çiftleştirilirse katır doğar; katır sağlıklı bir hayvandır ama genellikle kısırdır, yani yavru veremez. Bu yüzden at ve eşek ayrı türlerdir. İki birey arasında yavru oluşması yetmez, yavrunun da üreyebilmesi gerekir.
Tür tanımının bazı sınırları vardır. Yalnızca eşeysiz üreyen canlılarda (ör. bakteriler) ve fosil canlılarda verimli döl ölçütü uygulanamaz; bu canlıların türleri yapısal ve genetik benzerliklerine göre belirlenir.
Her canlının farklı dillerde farklı adları vardır: Türkçede "kurt", İngilizcede "wolf" denen hayvan, bir ülkede yerel olarak başka adlarla da anılabilir. Bu karışıklığı gidermek için İsveçli bilim insanı Carl Linnaeus 18. yüzyılda ikili adlandırma sistemini yaygınlaştırdı. Kuralları şunlardır:
- Her türün bilimsel adı Latince (ya da Latinceleştirilmiş) iki sözcükten oluşur.
- Birinci sözcük cins adıdır ve büyük harfle başlar. İkinci sözcük türü belirten tür adıdır (tür takısı) ve küçük harfle yazılır.
- Bilimsel ad basılı metinde eğik (italik) yazılır; el yazısında altı çizilir.
Örneğin insanın bilimsel adı Homo sapiens, ev kedisinin Felis catus, aslanın Panthera leo, kaplanınki Panthera tigris'tir. İlk sözcüğe bakarak aslan ile kaplanın aynı cinste olduğunu hemen anlarız. Bunun tersi doğru değildir: ikinci sözcüğün aynı olması hiçbir şey göstermez. Karaçamın adı Pinus nigra, kara mürverinki Sambucus nigra'dır; "nigra" (siyah) sözcüğü iki adda ortaktır ama bu iki bitki farklı cinslerdendir; üstelik karaçam açık tohumlu, kara mürver kapalı tohumlu bir bitkidir ve akrabalıkları çok uzaktır. Tür adı tek başına bir anlam taşımaz; tür, cins adı ile birlikte belirtilir.
Canlı âlemleri
Canlılar önce hücre yapısına göre iki büyük gruba ayrılır. Prokaryot canlıların hücrelerinde çekirdek zarı ve zarlı organeller yoktur; kalıtım maddesi sitoplazmada bulunur. Ökaryot canlıların hücrelerinde ise kalıtım maddesi çekirdek zarıyla çevrilidir ve mitokondri, endoplazmik retikulum gibi zarlı organeller bulunur. Ribozom ise prokaryotlarda da ökaryotlarda da vardır. Ders kitapları canlıları altı âlemde inceler: prokaryot olan bakteriler ve arkeler, ökaryot olan protistler, mantarlar, bitkiler ve hayvanlar.
| Âlem | Hücre tipi | Hücre sayısı | Hücre duvarı | Beslenme |
|---|---|---|---|---|
| Bakteriler | prokaryot | tek hücreli | çok az istisnayla var, peptidoglikan içerir | ototrof ya da heterotrof |
| Arkeler | prokaryot | tek hücreli | çoğunda var, peptidoglikan içermez | ototrof ya da heterotrof |
| Protistler | ökaryot | çoğu tek hücreli, bazıları çok hücreli | bazılarında (çoğu algde selüloz) | ototrof ya da heterotrof |
| Mantarlar | ökaryot | tek ya da çok hücreli | var, kitin | heterotrof |
| Bitkiler | ökaryot | çok hücreli | var, selüloz | ototrof (çok azı parazit) |
| Hayvanlar | ökaryot | çok hücreli | yok | heterotrof |
Bakteriler
Bakteriler tek hücreli prokaryot canlılardır ve yeryüzünün hemen her ortamında bulunurlar: toprakta, suda, havada, başka canlıların içinde ve üzerinde. Mikoplazmalar gibi çok az sayıdaki istisna dışında hücrelerinin dışında hücre duvarı bulunur; bu duvarın yapısında peptidoglikan vardır. Bazılarında duvarın dışında koruyucu bir kapsül bulunur. Hücre zarı, sitoplazma, ribozomlar ve sitoplazmada serbest duran, çoğunlukla halkasal yapıdaki DNA her bakteride vardır. Birçok bakteride ana DNA'dan ayrı, küçük halkasal DNA parçaları olan plazmitler bulunur; bazı plazmitler antibiyotik direnci genleri taşır. Hareketli bakteriler kamçı ile hareket eder. Bakteriler eşeysiz olarak bölünerek çoğalır; uygun koşullarda sayıları çok kısa sürede katlanarak artar.
Bakterilerin beslenme şekilleri çok çeşitlidir. Siyanobakteriler gibi bazı bakteriler fotosentez yapar; fotosentetik bakterilerde kloroplast yoktur, fotosentez hücre zarında ya da sitoplazmadaki zar sistemlerinde gerçekleşir. Bazı bakteriler inorganik maddelerin oksidasyonundan elde ettikleri enerjiyle besin üretir; buna kemosentez denir (ör. azot döngüsündeki nitrifikasyon bakterileri). Bakterilerin çoğu ise heterotroftur: ölü organizmaları ayrıştıran çürükçüller (saprofitler), başka canlılara zarar vererek beslenen parazitler ve yaşadıkları canlıyla karşılıklı yarar ilişkisi kuran bakteriler.
Bakterilerin yararları ve zararları:
- Çürükçül bakteriler ölü canlıları ayrıştırarak maddelerin doğaya geri dönmesini sağlar. Baklagillerin köklerindeki bazı bakteriler havanın azotunu bağlayarak bitkinin kullanabileceği hâle getirir.
- Yoğurt, peynir ve turşu yapımında bakterilerden yararlanılır. Bağırsağımızdaki bakteriler K vitamini ve bazı B vitaminlerinin üretimine katkıda bulunur.
- Gen aktarılmış bakteriler insülin gibi ilaçların üretiminde kullanılır; bazı bakteriler atık suların arıtılmasında görev alır.
- Bazı bakteriler hastalık yapar: verem (tüberküloz), kolera, tetanoz, şarbon, difteri ve boğmaca bakteriyel hastalıklardır. Bazı bakteriler de besinleri bozar ve besin zehirlenmesine yol açar.
Antibiyotikler bakterilerin hücre duvarı yapımı ya da protein sentezi gibi süreçlerini bozarak onları öldüren ya da çoğalmalarını durduran maddelerdir. İlk antibiyotik olan penisilin, 1928'de Alexander Fleming tarafından Penicillium küfünde keşfedildi. Antibiyotikler virüslere etki etmez, çünkü virüslerin kendi hücre duvarı, ribozomu ve metabolizması yoktur. Antibiyotiklerin gereksiz ve yanlış kullanımı (doktor önerisi olmadan, viral hastalıklarda ya da tedavi süresi tamamlanmadan) antibiyotik direncini artırır. Antibiyotik duyarlı bakterileri öldürür; popülasyonda önceden var olan dirençli bakteriler ise hayatta kalıp çoğalır. Kısa sürede popülasyonun büyük kısmı dirençli bakterilerden oluşur. Yani antibiyotik direnci kendisi oluşturmaz, dirençli olanları seçer. Bakteriler direnç genlerini plazmitlerle birbirine aktarabildiği için direnç hızla yayılabilir.
Arkeler
Arkeler de tek hücreli prokaryotlardır ve mikroskopta bakterilere benzerler. Uzun süre bakteri sanıldılar; ancak hücre duvarlarında peptidoglikan bulunmaması, hücre zarlarındaki lipitlerin farklı olması ve genetik özellikleri onların ayrı bir âlem olduğunu gösterdi. Arkelerin ilk bilinen temsilcileri, başka canlıların zor yaşadığı ortamlarda bulundu: kaynayan sıcak su kaynakları, çok tuzlu göller ve oksijensiz bataklıklar. Bataklıklarda ve bazı hayvanların sindirim kanalında yaşayan bazı arkeler metan gazı üretir. Bugün arkelerin okyanuslarda ve toprakta da çok yaygın olduğu bilinmektedir. Arkelerde de beslenme ototrof (kemosentez) ya da heterotrof olabilir. Bugüne kadar insanda hastalık yaptığı kesin olarak gösterilmiş bir arke türü bilinmemektedir.
Protistler
Protistler, ökaryot olup mantar, bitki ya da hayvan âlemine girmeyen canlıların toplandığı çok çeşitli bir âlemdir. Çoğu tek hücrelidir; bazıları koloni oluşturur, bazıları (ör. büyük kahverengi algler) çok hücrelidir ama gerçek kök, gövde ve yaprakları yoktur. Çoğu suda ya da nemli ortamlarda yaşar. Tatlı suda yaşayanların çoğunda fazla suyu dışarı atan kontraktil koful bulunur.
- Öglena: Tatlı suda yaşar, kamçıyla hareket eder. Kloroplast taşır ve ışıkta fotosentez yapar; ışıksız ortamda ise dışarıdan hazır besin alarak heterotrof beslenebilir. Hücre duvarı yoktur.
- Amip: Yalancı ayaklarla hareket eder ve besinlerini yalancı ayaklarla sararak alır. Hücre duvarı yoktur, heterotroftur.
- Terliksi hayvan (paramesyum): Yüzeyindeki sillerle hareket eder, heterotroftur.
- Plazmodyum: Sıtma hastalığının etkenidir. Hareket organeli yoktur, parazittir; insana Anofel sivrisineğinin sokmasıyla geçer.
- Algler: Kloroplast taşır ve fotosentez yapar; çoğunun hücre duvarı selülozludur. Tek hücreli algler sularda besin zincirlerinin başlangıcını oluşturur; deniz yosunu denilen büyük algler de birer protisttir. Atmosferdeki oksijenin önemli bir kısmı sucul fotosentetik canlılardan gelir.
Canlıları tanımlamak için sık kullanılan bir araç dikotom anahtardır. Dikotom anahtar, her basamakta birbirine zıt iki ifade sunar. Canlıya uyan ifade seçilir ve gösterilen basamağa geçilir; işlem canlının adına ulaşılana kadar sürer. İyi bir anahtarda ifadeler kesin ve gözlenebilir özelliklere dayanır.
Mantarlar
Mantarlar ökaryot ve heterotrof canlılardır. Maya gibi tek hücreli, küf ve şapkalı mantar gibi çok hücreli olanları vardır. Çok hücreli mantarların vücudu hif denen ipliksi yapılardan oluşur; hiflerin oluşturduğu ağa misel denir. Şapkalı mantarda gördüğümüz kısım, toprak altındaki misellerin oluşturduğu üreme yapısıdır. Mantarların hücre duvarında kitin bulunur. Kloroplastları yoktur, fotosentez yapamazlar. Besinlerini fazlalık olarak glikojen şeklinde depolarlar ve hareket edip yer değiştirmezler.
Mantarlar sindirim enzimlerini dışarı salgılar, besini hücre dışında parçalar ve oluşan küçük molekülleri emer. Çoğu ölü organik maddeleri ayrıştıran çürükçül (saprofit) canlılardır; bakterilerle birlikte doğadaki ayrıştırıcıların başında gelirler. Bazıları canlılarda hastalık yapan parazitlerdir (ör. insanda mantar enfeksiyonları, bitkilerde pas ve kül hastalıkları). Bazıları ise başka canlılarla karşılıklı yarar ilişkisi kurar: bir alg ya da siyanobakteri ile mantarın birlikteliği olan liken, bitki kökleriyle mantarın birlikteliği olan mikoriza buna örnektir. Mantarlar sporlarla çoğalır; mayalar tomurcuklanarak da çoğalır. Ekmek yapımında ve alkollü fermantasyonda maya, peynir yapımında bazı küfler kullanılır; penisilin bir küften elde edilir. Bazı şapkalı mantarlar ise çok zehirlidir; doğada toplanan mantarı tanımadan yemek ölüme yol açabilir.
Bitkiler
Bitkiler çok hücreli ökaryotlardır. Hücre duvarları selüloz yapıdadır, kloroplastları sayesinde fotosentez yaparak kendi besinlerini üretirler ve fazla besini nişasta olarak depolarlar. Yer değiştirme hareketi yapmazlar. Küsküt gibi az sayıda parazit bitki ise klorofili çok az olduğu için besinini başka bitkilerden alır; bu yüzden "bütün bitkiler fotosentez yapar" ifadesi kesin değildir.
- Damarsız bitkiler (kara yosunları, ciğer otları): İletim demetleri yoktur; bu yüzden gerçek kök, gövde ve yaprakları da yoktur. Toprağa kök benzeri rizoitlerle tutunurlar. Su ve maddeleri hücreden hücreye taşıdıkları için küçük boyludurlar ve nemli ortamlarda yaşarlar. Sporla çoğalırlar; erkek üreme hücreleri suda yüzerek yumurtaya ulaştığından döllenme için suya ihtiyaç vardır.
- Damarlı tohumsuz bitkiler (eğreltiotları, at kuyrukları): İletim demetleri ve gerçek kök, gövde, yaprakları vardır, bu yüzden daha büyük olabilirler. Tohum oluşturmaz, sporla çoğalırlar; döllenme için yine suya ihtiyaç duyarlar.
- Açık tohumlu bitkiler (çam, köknar, ardıç, sedir): Tohum oluştururlar. Tohum taslakları kozalak pullarının üzerinde açıkta bulunduğu için tohum bir meyve içinde gelişmez. Polen tüpü sayesinde döllenme suya bağlı değildir. Çoğu iğne yapraklı ve her dem yeşildir.
- Kapalı tohumlu bitkiler (buğday, gül, elma, fasulye): Çiçekleri vardır; tohum taslakları çiçeğin yumurtalığı içindedir. Döllenmeden sonra yumurtalık meyveye dönüşür ve tohum meyvenin içinde gelişir. Yeryüzündeki bitki türlerinin büyük çoğunluğu bu gruptadır. Tohumda tek çenek bulunan tek çenekliler (buğday, mısır, lale) ve iki çenek bulunan çift çenekliler (fasulye, gül, meşe) olarak ikiye ayrılırlar.
Hayvanlar
Hayvanlar çok hücreli, heterotrof ökaryotlardır; hücre duvarları yoktur ve fazla besini glikojen olarak depolarlar. Çoğu aktif olarak hareket eder; ancak süngerler ve mercanlar gibi bazıları erişkin evrede bir yere tutunarak yaşar. Hayvanlar sırt tarafında omurga bulunup bulunmamasına göre omurgasızlar ve omurgalılar olarak iki grupta incelenir.
Omurgasızlar hayvan türlerinin çok büyük bir bölümünü oluşturur. Süngerler (gözenekli vücut, sabit yaşam), sölenterler (denizanası, mercan, hidra; yakıcı hücreler), solucanlar (yassı, yuvarlak ve halkalı solucanlar), yumuşakçalar (salyangoz, midye, ahtapot), eklem bacaklılar (böcekler, örümcekler, kabuklular) ve derisi dikenliler (deniz yıldızı, deniz kestanesi) başlıca gruplardır. Eklem bacaklıların vücudu kitinli bir dış iskeletle örtülüdür; böceklerin üç, örümceklerin dört çift bacağı vardır.
Omurgalılar, kordalılar şubesinde yer alır. Beş sınıfa ayrılır ve sınıfları ayıran özellikler sık sorulur:
| Sınıf | Solunum | Kalp | Vücut sıcaklığı | Döllenme ve üreme |
|---|---|---|---|---|
| Balıklar | solungaç | 2 odacıklı (1 kulakçık, 1 karıncık) | değişken | çoğunda dış döllenme |
| İki yaşamlılar | larvada solungaç, erginde akciğer ve deri | 3 odacıklı (2 kulakçık, 1 karıncık) | değişken | kurbağalarda dış döllenme; kabuksuz yumurta, başkalaşım |
| Sürüngenler | akciğer | 3 odacıklı, karıncıkta eksik bölme (timsahta 4) | değişken | iç döllenme; çoğu kabuklu yumurta bırakır |
| Kuşlar | akciğer ve hava keseleri | 4 odacıklı | sabit | iç döllenme; sert kabuklu yumurta |
| Memeliler | akciğer (diyafram var) | 4 odacıklı | sabit | iç döllenme; çoğu doğurur |
Bu tablonun her satırının bir dayanağı vardır. Balıkların kalbinden yalnızca kirli (oksijeni az) kan geçer ve kan solungaçlarda temizlenir. İki yaşamlıların tek karıncığında temiz ve kirli kan karışır. Sürüngenlerde karıncık eksik bir bölmeyle kısmen ayrılmıştır; timsahlarda karıncıklar tamamen ayrıdır ve kalp dört odacıklıdır. Kuşlarda ve memelilerde temiz ve kirli kan hiç karışmaz; bu, yüksek ve sabit vücut sıcaklığını korumak için gereken yoğun metabolizmayı destekler.
Diğer ayırt edici özellikler: Balıkların çoğunun derisi pulludur, yüzgeçlerle yüzerler; köpekbalığı gibi kıkırdaklı balıklar ve alabalık gibi kemikli balıklar vardır. İki yaşamlıların derisi ince, nemli ve çıplaktır; yumurtalarını suya bırakırlar ve iribaş gibi larvalar başkalaşım (metamorfoz) geçirerek ergin olur. Sürüngenlerin derisi kuru ve pulludur; kabuklu yumurta sayesinde üremeleri suya bağlı değildir (kertenkele, yılan, kaplumbağa, timsah). Kuşların vücudu tüylerle örtülüdür, ön üyeleri kanada dönüşmüştür, dişsiz gagaları ve havalı (içi boşluklu) kemikleri vardır. Memelilerin vücudu kıllarla örtülüdür ve yavrularını süt bezlerinden salgılanan sütle besler; olgun alyuvarları çekirdeksizdir. Memelilerin çoğu doğurur, ancak gagalı memeli (ornitorenk) ve dikenli karıncayiyen yumurtlayarak çoğalır. Yarasa uçabildiği, yunus ve balina suda yaşadığı hâlde memelidir: hepsi akciğerle solur ve yavrularını emzirir.
Virüsler
Virüsler, ancak elektron mikroskobuyla görülebilen, hücresel yapıda olmayan parçacıklardır. Bir virüs temelde iki kısımdan oluşur: kalıtım maddesi olan nükleik asit ve onu saran protein kılıf (kapsit). Virüslerin kalıtım maddesi ya DNA ya da RNA'dır; bir virüste ikisi birlikte bulunmaz. Grip virüsü ve HIV gibi bazı virüslerde kapsitin dışında, konak hücrenin zarından kaynaklanan lipitli bir zarf bulunur.
Virüslerin canlılıkla ilgili tartışmalı bir konumu vardır. Hücre zarı, sitoplazması, ribozomu ve enerji üreten enzim sistemleri yoktur; beslenmez, solunum yapmaz, kendi başlarına protein sentezleyemez ve çoğalamazlar. Hücre dışında cansız bir madde gibi davranırlar; tütün mozaik virüsü gibi bazıları kristal hâline getirilebilir. Buna karşılık kalıtım maddeleri vardır, canlı bir hücreye girdiklerinde çoğalırlar ve mutasyonla değişebilirler. Bu yüzden virüsler zorunlu hücre içi parazit olarak tanımlanır ve hücresel yapıda olmadıkları için hiçbir âleme alınmazlar.
Bir virüs çoğalırken şu adımlar izlenir: virüs konak hücrenin yüzeyindeki uygun reseptörlere tutunur; kalıtım maddesi hücreye girer; konak hücrenin ribozomları, enzimleri, ATP'si ve yapı taşları kullanılarak virüsün nükleik asidi kopyalanır ve kılıf proteinleri sentezlenir; parçalar birleşerek yeni virüsler oluşur; yeni virüsler hücreyi parçalayarak ya da zarından tomurcuklanarak çıkar. Her virüs yalnızca belirli hücreleri enfekte edebilir: bakteriyofajlar bakterileri, tütün mozaik virüsü bitki hücrelerini, HIV insanın bazı bağışıklık hücrelerini hedef alır. Virüsler canlı hücre olmadan, örneğin yalnızca besin içeren bir ortamda, çoğalamaz.
Virüslerin yol açtığı hastalıklara grip, nezle, kızamık, kabakulak, suçiçeği, kuduz, uçuk, hepatit B, AIDS ve COVID-19 örnek verilebilir; bitkilerde de tütün mozaik hastalığı gibi viral hastalıklar görülür. Virüsler antibiyotiklerle öldürülemez. Viral hastalıklardan korunmanın en etkili yolu aşıdır. Aşılar genellikle zayıflatılmış ya da öldürülmüş mikroorganizmalar veya onların zararsız parçaları kullanılarak hazırlanır; bağışıklık sistemini hastalık etkenine karşı önceden hazırlar ve vücutta bellek hücreleri oluşmasını sağlar. Aşılamanın tarihteki en büyük başarısı çiçek hastalığıdır: Edward Jenner'in 1796'daki çalışmasıyla başlayan aşılama, dünya çapında sürdürülen kampanyalar sonunda bu hastalığın 1980'de yeryüzünden silindiğinin ilan edilmesini sağladı.
Formüller
Çözümlü örnekler
Ev kedisinin sınıflandırma basamaklarındaki grupları karışık olarak verilmiştir: Kedigiller (aile), Memeliler (sınıf), Felis (cins), Hayvanlar (âlem), Etçiller (takım), Kordalılar (şube), Felis catus (tür). Bu grupları büyükten küçüğe sıralayınız. Hangi grupta birey sayısı en fazla, hangisinde bireyler arasındaki ortak özellik en fazladır?
- Basamakların büyükten küçüğe sırası âlem, şube, sınıf, takım, aile, cins, türdür.
- Buna göre sıra: Hayvanlar, Kordalılar, Memeliler, Etçiller, Kedigiller, Felis, Felis catus.
- Âlem en kapsamlı basamaktır; birey sayısı en fazla olan grup Hayvanlar âlemidir. Tür en dar basamaktır; ortak özellik en fazla Felis catus türünün bireyleri arasındadır.
Cevap: Hayvanlar, Kordalılar, Memeliler, Etçiller, Kedigiller, Felis, Felis catus; birey sayısı en fazla Hayvanlar âleminde, ortak özellik en fazla Felis catus türünde
Aşağıda dört memelinin takım, aile ve cins basamakları verilmiştir. Dördü de Hayvanlar âleminin Kordalılar şubesinde, Memeliler sınıfındadır.
| Canlı | Takım | Aile | Cins |
|---|---|---|---|
| Aslan | Etçiller | Kedigiller | Panthera |
| Ev kedisi | Etçiller | Kedigiller | Felis |
| Kurt | Etçiller | Köpekgiller | Canis |
| İnsan | Primatlar | İnsangiller | Homo |
Aslanın diğer üç canlıyla ortak basamak sayıları kaçtır? Aslana en yakın akraba hangisidir?
- Aslan ile ev kedisi: âlem, şube, sınıf, takım ve aile aynı; cinsleri farklı. Ortak basamak sayısı 5.
- Aslan ile kurt: takıma kadar aynı (âlem, şube, sınıf, takım), aileleri farklı. Ortak basamak sayısı 4.
- Aslan ile insan: sınıfa kadar aynı, takımları farklı. Ortak basamak sayısı 3.
- Ortak basamak sayısı en fazla olan ev kedisi, aslana en yakın akrabadır.
Cevap: ev kedisi 5, kurt 4, insan 3; en yakın akraba ev kedisi
Karaçamın bilimsel adı Pinus nigra, sarıçamınki Pinus sylvestris, kara mürverinki Sambucus nigra'dır. Bu üç bitkiden hangileri aynı cinstedir? Pinus nigra ile Sambucus nigra'nın tür adlarının aynı olması ne gösterir?
- İkili adlandırmada ilk sözcük cins adıdır. Pinus nigra ve Pinus sylvestris'in cins adı ortaktır: ikisi aynı cinstedir, dolayısıyla aynı aile, takım, sınıf, şube ve âlemdedir.
- Sambucus nigra'nın cins adı farklıdır; bu bitki karaçamla aynı cinste değildir.
- İkinci sözcük tek başına türü belirtmez; "nigra" sözcüğünün iki adda geçmesi bir akrabalık göstermez. Tür, cins adıyla birlikte tanımlanır.
Cevap: Pinus nigra ile Pinus sylvestris aynı cinstedir; ortak tür adı akrabalık göstermez
Dört farklı popülasyondan bireylerle yapılan çaprazlamaların sonuçları şöyledir: K ile L'nin yavruları verimlidir; L ile M'nin yavruları kısırdır; M ile N'nin yavruları verimlidir; K ile N arasında yavru oluşmamaktadır. Her popülasyonun kendi içinde verimli döl verdiği bilindiğine göre bu dört popülasyon kaç türe aittir ve hangileri aynı türdendir?
- Verimli döl veren bireyler aynı türdendir: K ile L aynı tür, M ile N aynı tür.
- L ile M'nin yavrusu oluşmuş ama kısırdır; at ve eşekte olduğu gibi L ve M farklı türlerdir.
- K, L ile aynı tür olduğuna göre K de M'den farklı türdür; N, M ile aynı tür olduğuna göre N de L'den farklıdır. K ile N arasında yavru oluşmaması da bununla tutarlıdır.
- İki grup vardır: {K, L} ve {M, N}.
Cevap: 2 tür; K ile L bir türden, M ile N başka bir türden
Bir canlıyla ilgili şu bilgiler veriliyor: hücrelerinde çekirdek zarı vardır, hücre duvarında kitin bulunur, kloroplastı yoktur, tek hücrelidir ve tomurcuklanarak çoğalır. Bu canlı hangi âleme aittir ve neye örnek olabilir?
- Çekirdek zarı olduğu için ökaryottur; bakteriler ve arkeler elenir.
- Hücre duvarında kitin bulunması mantarlara özgüdür; bitkilerde duvar selüloz, hayvanlarda ise duvar yoktur.
- Tek hücreli olması ve tomurcuklanarak çoğalması mayaların özelliğidir. Mantarların hepsinin çok hücreli olmadığını bu örnek gösterir.
Cevap: Mantarlar âlemi; maya
Protistler için verilen dikotom anahtarda kloroplastı olmayan, hareket organeli bulunan ve yalancı ayaklarla hareket eden bir canlı hangi basamaklardan geçer ve hangi canlıya ulaşılır?
- 1. basamak: kloroplast bulunmaz; 2. basamağa geçilir.
- 2. basamak: hareket organeli vardır; 3. basamağa geçilir.
- 3. basamak: yalancı ayakla hareket eder; anahtar Amip ile sona erer.
- Aynı anahtarda kloroplastı olan bir canlı ilk basamakta doğrudan öglenaya ulaşır; anahtarın ifadeleri kesin ve gözlenebilir özellikler olduğu için her canlı tek bir sona ulaşır.
Cevap: 1, 2 ve 3. basamaklar; Amip
Bir omurgalının ergin evrede akciğerle solunum yaptığı, kalbinin dört odacıklı olduğu, vücut sıcaklığının ortam sıcaklığıyla değiştiği, iç döllenme yaptığı ve kabuklu yumurtalarını karaya bıraktığı biliniyor. Bu hayvan hangi sınıftandır?
- Dört odacıklı kalp balıkları (iki odacık) ve iki yaşamlıları (üç odacık) eler; kabuklu yumurtayı karaya bırakması da bu iki sınıfla uyuşmaz.
- Vücut sıcaklığının değişken olması kuşları ve memelileri eler; ikisi de sabit vücut sıcaklıklıdır.
- Geriye sürüngenler kalır. Sürüngenlerin çoğunda kalp üç odacıklıdır ama timsahlarda dört odacıklıdır; kabuklu yumurta da sürüngenlerle uyumludur.
Cevap: Sürüngenler (timsah gibi)
Bir bitkide iletim demeti, gerçek kök, gövde ve yapraklar bulunuyor; bitki tohum oluşturmuyor ve sporla çoğalıyor. Bu bitki hangi gruptandır? Döllenmesi için suya ihtiyaç var mıdır?
- İletim demeti bulunduğuna göre damarsız bitkilerden (kara yosunları) değildir.
- Tohum oluşturmadığına göre açık ve kapalı tohumlulardan da değildir.
- Damarlı tohumsuz bir bitkidir (eğreltiotu, at kuyruğu). Tohumsuz bitkilerde erkek üreme hücreleri suda yüzerek yumurtaya ulaştığı için döllenme suya bağlıdır.
Cevap: Damarlı tohumsuz bitki (eğreltiotu gibi); döllenme için suya ihtiyaç vardır
Bir bitki hastalığının etkenini araştıran bir bilim insanı hasta yapraklardan elde ettiği özütü bakterileri tutan çok ince gözenekli bir süzgeçten geçiriyor. Süzülen sıvı sağlıklı bitkilere sürüldüğünde hastalık yine ortaya çıkıyor. Etken, besin içeren ama canlı hücre bulunmayan bir ortamda çoğalmıyor, ancak canlı bitki hücrelerinde çoğalıyor. Antibiyotik uygulaması etkeni durdurmuyor. Hastalığın etkeni büyük olasılıkla nedir?
- Etken, bakterileri tutan süzgeçten geçmiştir; bakterilerden çok daha küçük olmalıdır.
- Besiyerinde çoğalmayıp yalnızca canlı hücrede çoğalması, kendi metabolizması olmayan zorunlu hücre içi parazitin özelliğidir. Bakteriler uygun besiyerinde kendi başlarına çoğalabilir.
- Antibiyotiklerin etkisiz olması da etkenin bakteri değil virüs olduğunu destekler; antibiyotikler virüslerde bulunmayan bakteri yapılarını ve süreçlerini hedef alır.
- Etken bir virüstür. Tütün mozaik hastalığının etkeni olan virüs, 19. yüzyılın sonunda tam da bu tür süzme deneyleriyle keşfedilmiştir.
Cevap: Virüs; antibiyotikler bu etkene karşı işe yaramaz
Sık yapılan hatalar
- Tür adını (ikinci sözcüğü) ortak olan canlıları aynı türden ya da akraba sanmak; akrabalığı gösteren cins adıdır.
- Bilimsel adda tür adını büyük harfle başlatmak ya da adı düz yazmak; cins büyük, tür küçük harfle başlar, ad eğik yazılır.
- Basamaklarda aşağı inildikçe birey sayısının arttığını düşünmek; tür en küçük, âlem en kapsamlı basamaktır.
- İki canlının cinsleri farklı diye ailelerinin de farklı olduğunu söylemek; farklı cinsteki iki canlı aynı ailede olabilir.
- Yapay sınıflandırma ölçütlerini (uçabilme, yaşanan ortam, yararlılık) doğal sınıflandırma ölçütü sanmak; analog yapılar akrabalık göstermez.
- Bütün mantarları çok hücreli, bütün bitkileri fotosentetik, bütün memelileri doğuran canlılar sanmak; maya, küsküt ve gagalı memeli istisnadır.
- Dört odacıklı kalbi sabit vücut sıcaklığıyla eşleştirmek; timsahın kalbi dört odacıklıdır ama vücut sıcaklığı değişkendir.
- Antibiyotiklerin virüslere etki ettiğini ya da bakterilerde direnci antibiyotiğin oluşturduğunu düşünmek; antibiyotik var olan dirençli bakterileri seçer.
Doktorların soğuk algınlığı ve grip için antibiyotik yazmaması bu konunun doğrudan bir uygulamasıdır: bu hastalıkların etkeni virüslerdir ve antibiyotikler virüslere etki etmez. Gereksiz antibiyotik kullanımı ise vücudumuzdaki bakteriler arasında dirençli olanların çoğalmasına yol açar. Dünya Sağlık Örgütü antibiyotik direncini küresel sağlığın en ciddi tehditlerinden biri olarak tanımlamaktadır, çünkü dirençli bakterilerin yol açtığı enfeksiyonları tedavi etmek giderek zorlaşmaktadır. Bu yüzden antibiyotik yalnızca doktor önerisiyle ve önerilen süre boyunca kullanılmalıdır. Bilimsel adlar da hayatımızın içindedir: eczanedeki probiyotik kutularında Lactobacillus gibi bakteri cins adları, bahçe bitkisi etiketlerinde Rosa (gül) ya da Pinus (çam) gibi cins adları, dünyanın her yerinde aynı canlıyı anlatmak için kullanılır.
Konu testi
26 soru. Bir seçeneğe dokun; doğru cevap ve çözüm hemen açılır.
Sınıflandırma basamaklarında âlemden türe doğru inildikçe aşağıdakilerden hangisi azalır?
Tür en dar, âlem en kapsamlı basamaktır; aşağı inildikçe her grup daha az tür ve birey içerir. Ortak özellik, akrabalık, DNA benzerliği ve homolog yapı benzerliği ise aşağı inildikçe artar.
Aslanın bilimsel adı ikili adlandırma kurallarına uygun olarak aşağıdakilerin hangisinde doğru yazılmıştır?
İkili adlandırmada önce cins adı büyük harfle, sonra tür adı küçük harfle yazılır ve adın tamamı eğik yazılır. Tür adını büyük harfle başlatmak, cins adını küçük yazmak, sözcüklerin yerini değiştirmek ya da adın yalnızca bir kısmını eğik yazmak kurala aykırıdır.
Mantarların hücre duvarının yapısında bulunan ve onları bitkilerden ayıran madde aşağıdakilerden hangisidir?
Mantarların hücre duvarı kitinlidir. Bitkilerin hücre duvarı selüloz, bakterilerinki peptidoglikan içerir. Nişasta bitkilerin, glikojen ise mantarların ve hayvanların depo maddesidir; hücre duvarı maddesi değildir.
Virüslerle ilgili
- I.Hücresel yapıları yoktur.
- II.Yalnızca canlı bir hücrenin içinde çoğalabilirler.
- III.Kendi ribozomlarıyla protein sentezlerler.
ifadelerinden hangileri doğrudur?
Virüsler nükleik asit ve protein kılıftan oluşur; hücre zarı, sitoplazma ve ribozomları yoktur. Kendi metabolizmaları olmadığından konak hücrenin ribozomlarını ve enerjisini kullanarak, yalnızca canlı hücre içinde çoğalırlar. III yanlıştır.
Aşağıdaki hayvanlardan hangisinin kalbi dört odacıklıdır ve vücut sıcaklığı sabittir?
Güvercin bir kuştur; kuşların kalbi dört odacıklıdır ve vücut sıcaklıkları sabittir. Alabalığın (balık) kalbi iki, kurbağa ve semenderin (iki yaşamlı) ve kertenkelenin (sürüngen) kalbi üç odacıklıdır; dördünün de vücut sıcaklığı değişkendir.
Aşağıdaki hastalıklardan hangisinin etkeni bir virüs değildir?
Verem (tüberküloz) bir bakteri tarafından oluşturulur ve antibiyotiklerle tedavi edilir. Kızamık, kuduz, suçiçeği ve kabakulak viral hastalıklardır; bunlardan aşıyla korunulur.
At (Equus caballus) ile eşek (Equus asinus) çiftleştirildiğinde katır doğar. Katırlar sağlıklıdır ancak genellikle kısırdır.
Buna göre aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Cins adları (Equus) aynı olduğu için at ile eşek aynı cinstedir; dolayısıyla aynı aile ve takımdadır. Yavruları kısır olduğu için verimli döl ölçütünü karşılamazlar; farklı türlerdir. Kısır olan katır kendi başına bir tür oluşturamaz.
Bazı memelilerin takım, aile ve cins basamakları aşağıdaki tabloda verilmiştir.
| Canlı | Takım | Aile | Cins |
|---|---|---|---|
| Ev kedisi | Etçiller | Kedigiller | Felis |
| Aslan | Etçiller | Kedigiller | Panthera |
| Kaplan | Etçiller | Kedigiller | Panthera |
| Kurt | Etçiller | Köpekgiller | Canis |
Buna göre
- I.Aslan ile kaplan aynı cinstedir.
- II.Ev kedisi ile kurt aynı ailededir.
- III.Ev kedisi ile aslan arasındaki ortak özellik sayısı, ev kedisi ile kurt arasındakinden fazladır.
ifadelerinden hangileri doğrudur?
Aslan ve kaplan Panthera cinsindedir. Ev kedisi Kedigiller, kurt Köpekgiller ailesindedir; II yanlıştır. Ev kedisi aslanla aileye kadar beş basamağı, kurtla takıma kadar dört basamağı paylaşır. Ortak basamak arttıkça ortak özellik artar; III doğrudur.
K ve L canlıları aynı ailenin farklı cinslerinde, L ve M canlıları ise aynı takımın farklı ailelerinde yer almaktadır.
Buna göre
- I.K ile L aynı türdendir.
- II.K ile M aynı takımdadır.
- III.K ile M aynı ailededir.
ifadelerinden hangileri kesinlikle doğrudur?
K ile L farklı cinslerde olduğuna göre farklı türlerdir; I yanlıştır. K, L ile aynı ailede olduğu için L ile aynı takımdadır; L ile M de aynı takımdadır. Bu yüzden K ile M aynı takımdadır. K'nin ailesi L'ninkiyle aynıdır, L'nin ailesi ise M'ninkinden farklıdır; K ile M farklı ailelerdedir. III yanlıştır.
Bir canlının ait olduğu aile, cins, takım ve sınıf basamakları, sırası karışık olarak K, L, M ve N harfleriyle gösterilmiştir. Bu basamaklardaki tür sayıları şöyledir: K'de 40, L'de 6, M'de 280, N'de 6 400.
Buna göre K, L, M ve N basamakları aşağıdakilerin hangisinde doğru eşleştirilmiştir?
Dört basamak aynı canlıya ait olduğu için iç içedir: cins aileye, aile takıma, takım sınıfa dahildir. Kapsayan basamakta tür sayısı daha fazladır. Tür sayısı en az olan L cins, sonra K aile, M takım, en fazla olan N sınıftır.
Aşağıdakilerden hangisi doğal (filogenetik) sınıflandırmada kullanılan ölçütlerden biri değildir?
Doğal sınıflandırma evrimsel akrabalığa dayanır; homolog yapılar, embriyonik gelişim, DNA ve protein benzerlikleri ve hücre yapısı akrabalığı yansıtır. Aynı ortamda yaşamak akrabalık göstermez (yunus ve köpekbalığı); ortama göre gruplandırma yapay sınıflandırmadır.
Bakterilerle ilgili
- I.Bazıları fotosentez yapar.
- II.Hücrelerinde zarlı organel bulunmaz.
- III.Hepsi heterotrof beslenir.
ifadelerinden hangileri doğrudur?
Siyanobakteriler gibi bazı bakteriler fotosentez yapar; kemosentez yapan bakteriler de vardır. Bu yüzden bakterilerin hepsi heterotrof değildir, III yanlıştır. Bakteriler prokaryottur; çekirdek zarı ve zarlı organelleri yoktur, yalnızca ribozom bulunur.
Eğreltiotu ile çam ağacının ortak özelliği aşağıdakilerden hangisidir?
Eğreltiotu damarlı tohumsuz, çam damarlı açık tohumlu bir bitkidir; ikisinde de iletim demeti ve gerçek kök, gövde, yaprak vardır. Eğreltiotu tohum oluşturmaz ve döllenmesi suya bağlıdır; çamda döllenme suya bağlı değildir. Meyve yalnızca kapalı tohumlularda oluşur.
Öglena ile ilgili
- I.Kloroplast taşır.
- II.Sillerle hareket eder.
- III.Işıksız ortamda hazır besin alarak yaşayabilir.
ifadelerinden hangileri doğrudur?
Öglena kloroplast taşır ve ışıkta fotosentez yapar; ışıksız ortamda dışarıdan hazır besin alarak heterotrof beslenebilir. Öglena kamçıyla hareket eder; sillerle hareket eden protist terliksi hayvandır. II yanlıştır.
Mantarlarla ilgili
- I.Hepsi çok hücrelidir.
- II.Hücrelerinde kloroplast bulunmaz.
- III.Bazıları ölü organik maddeleri ayrıştırarak madde döngüsüne katkıda bulunur.
ifadelerinden hangileri doğrudur?
Maya tek hücreli bir mantardır; I yanlıştır. Mantarlar heterotroftur ve kloroplastları yoktur. Çürükçül mantarlar bakterilerle birlikte doğadaki başlıca ayrıştırıcılardır.
Arkeler ile bakterilerin ortak özelliği olup ökaryot canlılarda bulunmayan özellik aşağıdakilerden hangisidir?
Arkeler de bakteriler de prokaryottur; ikisinde de çekirdek zarı yoktur. Ökaryotlarda çekirdek zarı vardır. Ribozom ve DNA bütün hücrelerde bulunur. Peptidoglikan yalnızca bakterilerin duvarında vardır; insanda hastalık yapan bilinen bir arke türü yoktur, oysa bakterilerde ve plazmodyum gibi ökaryotlarda hastalık etkenleri vardır.
Bazı omurgalıları ayırt etmek için hazırlanmış bir dikotom anahtar aşağıda verilmiştir. Anahtarın uçları K, L, M, N ve P harfleriyle gösterilmiştir.
Yarasa, kurbağa, timsah, penguen ve köpekbalığı bu anahtarda sırasıyla hangi harflere ulaşır?
Köpekbalığı solungaçla solur: K. Diğer dördü akciğerle solur. Kurbağa ve timsahın vücut sıcaklığı değişkendir; kurbağa kabuksuz yumurta bırakır ve başkalaşım geçirir (L), timsah kabuklu yumurtalı ve pullu derili bir sürüngendir (M). Penguen ve yarasanın vücut sıcaklığı sabittir. Penguen tüylü bir kuştur (N); yarasa uçabilse de kıllı ve süt bezli bir memelidir (P).
Antibiyotik uygulanan bir bakteri kültüründe yapılan dört ölçümde duyarlı ve dirençli bakteri sayıları aşağıdaki grafikte verilmiştir. Antibiyotik, 1. ölçümden hemen sonra uygulanmaya başlanmış ve deney boyunca sürdürülmüştür.
Bu verilere göre
- I.Antibiyotik uygulanmadan önce de kültürde dirençli bakteriler vardır.
- II.Antibiyotik, duyarlı bakterilerin sayısını azaltmıştır.
- III.Dirençli bakteriler antibiyotiğin etkisiyle oluşmuştur.
yargılarından hangilerine ulaşılabilir?
- ölçümde, antibiyotik uygulanmadan önce 10 milyon dirençli bakteri vardır. Duyarlı bakteri sayısı 990 milyondan 20 milyona inmiştir.
- Dirençli bakteriler antibiyotikten önce de bulunduğu için antibiyotiğin onları oluşturduğu sonucuna varılamaz; antibiyotik duyarlıları öldürerek dirençlilerin çoğalmasına ortam hazırlamıştır.
Dört canlıyla ilgili şu bilgiler veriliyor:
- K ve L aynı cinsin farklı türleridir.
- L ve M aynı ailede, farklı cinslerdedir.
- M ve N aynı sınıfta, farklı takımlardadır.
Buna göre
- I.K ile M aynı ailededir.
- II.K ile N aynı sınıftadır.
- III.L ile N'nin ortak sınıflandırma basamağı sayısı 3'tür.
ifadelerinden hangileri kesinlikle doğrudur?
K ile L'nin cinsi aynıdır, dolayısıyla aileleri de aynıdır; L ile M aynı ailede olduğundan K ile M de aynı ailededir. K, L ve M aynı ailede, dolayısıyla aynı takımdadır. M ile N aynı sınıfta farklı takımlarda olduğundan K ile N ve L ile N de aynı sınıfta, farklı takımlardadır. L ile N âlem, şube ve sınıfı paylaşır, takımları farklıdır: ortak basamak sayısı 3'tür. Üç ifade de doğrudur.
Karaçamın bilimsel adı Pinus nigra, sarıçamınki Pinus sylvestris, kara mürverinki Sambucus nigra'dır.
Yalnızca bu bilimsel adlara bakılarak
- I.Karaçam ile sarıçam aynı cinstedir.
- II.Karaçam ile kara mürver aynı türdendir.
- III.Karaçam ile sarıçamın ortak sınıflandırma basamağı sayısı, karaçam ile kara mürverinkinden fazladır.
yargılarından hangilerine ulaşılabilir?
Cins adı ikili addaki ilk sözcüktür; karaçam ve sarıçam Pinus cinsindedir. Karaçam ile kara mürverin cinsleri farklıdır, bu yüzden aynı türden olamazlar; ortak "nigra" sözcüğü bir şey göstermez. Karaçam ile sarıçam en az cinse kadar altı basamağı paylaşır; karaçam ile kara mürver farklı cinslerde olduğu için en fazla beş basamağı paylaşabilir. III'e ulaşılabilir.
Bir araştırmacı, yalnızca belirli bir bakteri türünü enfekte edebilen bir bakteriyofajı üç ayrı ortama ekliyor:
- I.Bakterinin ihtiyaç duyduğu bütün besinleri içeren, canlı hücre bulunmayan steril besiyeri
- II.Fajın enfekte edebildiği türden canlı bakterilerin bulunduğu kültür
- III.Canlı maya hücrelerinin bulunduğu kültür
Bu ortamlardan hangilerinde fajın sayısının artması beklenir?
Virüsler kendi metabolizmaları olmadığı için yalnızca canlı bir konak hücre içinde, onun ribozomlarını ve enerjisini kullanarak çoğalır; besiyerinde çoğalamazlar. Virüsler yalnızca belirli konak hücreleri enfekte edebilir. Bu faj yalnızca belirli bir bakteri türünü enfekte ettiğinden maya hücrelerinde çoğalamaz.
X, Y ve Z canlılarının hücrelerinde bazı yapıların bulunup bulunmadığı aşağıdaki tabloda verilmiştir (+: var, −: yok).
| Canlı | Çekirdek zarı | Hücre duvarı | Duvarda peptidoglikan | Duvarda kitin | Kloroplast |
|---|---|---|---|---|---|
| X | − | + | + | − | − |
| Y | + | + | − | + | − |
| Z | + | − | − | − | + |
Buna göre X, Y ve Z sırasıyla hangi âlemlerde yer alır?
X'te çekirdek zarı yoktur ve duvarında peptidoglikan vardır: bakteridir. Arkelerin duvarında peptidoglikan bulunmaz. Y ökaryottur ve duvarı kitinlidir: mantardır. Bitkilerin duvarı selülozdur. Z ökaryottur, hücre duvarı yoktur ama kloroplast taşır. Bitkilerde hücre duvarı, hayvanlarda kloroplast bulunmaz; öglena gibi bir protisttir.
Aşağıdaki tabloda K, L ve M omurgalılarının bazı özellikleri verilmiştir.
| Canlı | Kalpteki odacık sayısı | Ergin evrede solunum | Vücut sıcaklığı | Yumurta |
|---|---|---|---|---|
| K | 2 | solungaç | değişken | kabuksuz, suya bırakılır |
| L | 3 | akciğer ve deri | değişken | kabuksuz, suya bırakılır |
| M | 4 | akciğer | değişken | kabuklu, karaya bırakılır |
Buna göre K, L ve M sırasıyla hangi sınıflardandır?
İki odacıklı kalp ve solungaç balıklara, üç odacıklı kalp ile akciğer ve deri solunumu ve suya bırakılan kabuksuz yumurta iki yaşamlılara özgüdür. M'nin kalbi dört odacıklıdır ama vücut sıcaklığı değişkendir; kuş ve memeli olamaz. Kabuklu yumurtayı karaya bırakan, dört odacıklı kalpli bu canlı timsah gibi bir sürüngendir.
Memelilerle ilgili
- I.Hepsi doğurarak çoğalır.
- II.Hepsinde süt bezleri bulunur.
- III.Hepsi akciğerle solunum yapar.
ifadelerinden hangileri doğrudur?
Gagalı memeli (ornitorenk) ve dikenli karıncayiyen yumurtlar; I yanlıştır. Yumurtlayan memeliler dahil bütün memeliler yavrularını sütle besler. Yunus ve balina gibi suda yaşayan memeliler de akciğerle solur.
Bitki gruplarını ayırt etmek için hazırlanmış bir dikotom anahtar aşağıda verilmiştir. Anahtarın uçları K, L, M ve N harfleriyle gösterilmiştir.
Buna göre
- I.K grubundaki bitkilerde döllenme için suya ihtiyaç vardır.
- II.L grubundaki bitkiler sporla çoğalır.
- III.M grubundaki bitkilerde tohum, meyvenin içinde gelişir.
ifadelerinden hangileri doğrudur?
K damarsız bitkilerdir (kara yosunları), L damarlı tohumsuz bitkilerdir (eğreltiotları). İki grupta da tohum oluşmaz, sporla çoğalma görülür ve erkek üreme hücreleri yumurtaya suda yüzerek ulaştığı için döllenme suya bağlıdır. M açık tohumlulardır; tohum taslakları açıkta olduğundan meyve oluşmaz. Tohumun meyve içinde geliştiği grup N (kapalı tohumlular) grubudur.
Kuşun kanadı, kelebeğin kanadı, yarasanın kanadı ve balinanın ön yüzgeci ile ilgili
- I.Yarasanın kanadı ile balinanın ön yüzgeci homolog yapılardır.
- II.Kuşun kanadı ile kelebeğin kanadı analog yapılardır.
- III.Kuş, yarasa ve kelebeğin uçabildikleri için aynı grupta toplanması doğal sınıflandırmaya örnektir.
ifadelerinden hangileri doğrudur?
Yarasa kanadı ve balina yüzgeci farklı işler görür ama aynı kemik düzenine sahiptir, ortak kökenlidir: homologdur. Kuş ve kelebek kanatları aynı işi görür ama kökenleri farklıdır: analogdur. Uçabilme gibi tek bir işleve göre gruplandırma yapay sınıflandırmadır; III yanlıştır.
İlerlemen bu tarayıcıda saklanıyor. Ücretsiz üye ol, her cihazda kaldığın yerden devam et.