YKS Biyoloji Haberlere dön
YKS 2027'ye 229 günTYT 19 Haziran 2027Türkiye geneli deneme: 29 Kasım Pazar, 11.00Ücretsiz kaydol
AYT 11. sınıf · 6. konu

Dolaşım Sistemi ve Bağışıklık

Kalbin yapısı ve çalışması, uyarı iletimi, damarlar, kan basıncı, büyük ve küçük dolaşım, kan ve pıhtılaşma, kan nakli, lenf sistemi ve bağışıklık.

Bu konuda öğreneceklerin
  • Kalbin odalarını, kapakçıklarını, perikardı ve kalp kasını; kanın kalpteki yolunu ve hangi odada oksijence zengin ya da fakir kan bulunduğunu
  • Kalp döngüsünü (sistol, diyastol), uyarı iletim sistemini (SA düğümü, AV düğümü, His demeti, Purkinje lifleri), EKG dalgalarını ve kalp atış hızının sinir ve hormonlarla düzenlenmesini
  • Atardamar, toplardamar ve kılcal damarı karşılaştırmayı; kan basıncı, toplam kesit alanı ve akış hızı grafiklerini yorumlamayı; kılcal damarlarda madde alışverişini
  • Büyük ve küçük kan dolaşımını, hangi damarda hangi kanın bulunduğunu ve bir maddenin vücutta izlediği yolu
  • Plazmayı, kan hücrelerini, gazların kanda taşınmasını, pıhtılaşma basamaklarını, kan gruplarını ve kan naklinin kurallarını
  • Lenf sistemini, doğal ve kazanılmış bağışıklığı, birincil ve ikincil yanıtı, aktif ve pasif bağışıklığı, alerji, otoimmün hastalık ve AIDS'i

Dolaşım sistemi neden gerekli?

Tek hücreli bir canlı ihtiyaç duyduğu maddeleri doğrudan çevresinden difüzyonla alabilir. İnsan gibi trilyonlarca hücreden oluşan bir canlıda ise hücrelerin büyük çoğunluğu dış ortamdan uzaktadır. Difüzyon ancak çok kısa mesafelerde hızlıdır; akciğerdeki oksijenin difüzyonla ayak parmağındaki bir hücreye ulaşması neredeyse sonsuza kadar sürerdi. Bu yüzden maddeleri vücudun her yerine hızla taşıyan bir sisteme ihtiyaç vardır.

İnsanın dolaşım sistemi kalp, damarlar ve kandan oluşan kan dolaşımı ile lenf damarları ve lenf organlarından oluşan lenf dolaşımından meydana gelir. Bu sistem besinleri, oksijeni ve hormonları hücrelere ulaştırır; karbondioksit ve üre gibi atıkları uzaklaştırır; vücut sıcaklığının vücuda dengeli dağılmasını, pH'ın ve su dengesinin korunmasını sağlar; akyuvarlar ve antikorlarla vücudu savunur. İnsanda kan her zaman damarların içinde kalır. Bu tür dolaşıma kapalı dolaşım denir.

Kalbin yapısı

Kalp, göğüs boşluğunda iki akciğerin arasında, ucu biraz sola dönük duran, yaklaşık yumruk büyüklüğünde kaslı bir organdır. Dıştan perikard (kalp zarı) adı verilen çift katlı bir zarla sarılıdır. Perikardın iki katı arasındaki sıvı, kalp atarken oluşan sürtünmeyi azaltır. Kalbin duvarı dıştan içe epikard, kalın kas tabakası miyokard ve odaların içini döşeyen ince endokard tabakalarından oluşur.

Miyokardı oluşturan kalp kası çizgili görünür ama istemsiz çalışır. Hücreleri dallanmıştır ve birbirine ara disklerle bağlanır; bu bağlantılar uyarının hücreden hücreye çok hızlı yayılmasını, kalbin bir bütün hâlinde kasılmasını sağlar. Kalp kası hücrelerinde mitokondri çok boldur; kalp ömür boyunca durmadan çalışır ve iskelet kası gibi yorulmaz. Kalp kası kendi besinini ve oksijenini odalarındaki kandan değil, aortun başlangıcından çıkan koroner damarlardan alır.

İnsan kalbi dört odalıdır. Üstteki iki oda kulakçık, alttaki iki oda karıncıktır. Kalbin sağ ve sol yarısı birbirinden kalın bir bölmeyle tamamen ayrılmıştır; bu yüzden oksijence zengin ve fakir kan kalpte karışmaz. Sağ kulakçık ve sağ karıncıkta vücuttan dönen oksijence fakir kan, sol kulakçık ve sol karıncıkta akciğerlerden dönen oksijence zengin kan bulunur.

Kalbin kesiti
Kalbin önden görünüşlü kesiti. Şekilde kalbin sağ tarafı okuyucunun soluna düşer. Sol karıncığın duvarı en kalındır.

Odalara giren ve çıkan damarlar şunlardır:

  • Sağ kulakçığa vücudun üst kısmından gelen üst ana toplardamar, alt kısmından gelen alt ana toplardamar ve kalp kasının kanını toplayan koroner toplardamarlar açılır.
  • Sağ karıncıktan akciğerlere giden akciğer atardamarı çıkar.
  • Sol kulakçığa akciğerlerden gelen dört akciğer toplardamarı açılır.
  • Sol karıncıktan bütün vücuda kan dağıtan en büyük atardamar, aort çıkar.

Kanın kalpte tek yönde akmasını kapakçıklar sağlar. Sağ kulakçık ile sağ karıncık arasında üç parçalı triküspit kapakçık, sol kulakçık ile sol karıncık arasında iki parçalı biküspit (mitral) kapakçık bulunur. Bu kapakçıklar karıncık tarafından ince kirişlerle kas çıkıntılarına bağlıdır; karıncık kasılırken kapakçığın kulakçığa doğru ters dönmesini bu kirişler önler. Karıncıkların atardamarlara açıldığı yerde, aortun ve akciğer atardamarının başlangıcında cep biçimli yarım ay kapakçıkları vardır. Bu kapakçıklar, karıncıklar gevşediğinde atardamarlardaki kanın karıncıklara geri dönmesini engeller.

Odaların duvar kalınlığı yaptıkları işe uygundur. Kulakçıklar kanı yalnızca hemen altlarındaki karıncıklara gönderdiği için ince duvarlıdır. Sağ karıncık kanı yakındaki akciğerlere gönderir. Sol karıncık ise kanı baştan ayak parmaklarına kadar bütün vücuda pompalamak için çok daha yüksek basınç üretmek zorundadır; duvarı en kalın odadır.

Kalbin çalışması: kalp döngüsü

Kalp kasının kasılmasına sistol, gevşemesine diyastol denir. Bir kalp atışı boyunca odalarda gerçekleşen kasılma ve gevşeme olaylarının tamamına kalp döngüsü denir. Kalp dakikada 75 kez atıyorsa bir döngü \(60 : 75 = 0{,}8\) saniye sürer.

Kalp döngüsü
Dakikada 75 atımda bir kalp döngüsü. Kulakçıklar 0,1 s, karıncıklar 0,3 s kasılır; döngünün son 0,4 saniyesinde bütün odalar gevşektir.
  1. Kulakçık sistolü (yaklaşık 0,1 s): Kulakçıklar kasılır ve içlerindeki kanı açık olan triküspit ve biküspit kapakçıklardan karıncıklara iter. Karıncıklar bu sırada gevşektir. Aslında karıncıklar kanlarının büyük kısmını kulakçıklar kasılmadan önce, genel diyastolde almıştır; kulakçık sistolü son bölümü ekler.
  2. Karıncık sistolü (yaklaşık 0,3 s): Karıncıklar kasılmaya başlayınca içlerindeki basınç kulakçıklardakinden yüksek olur ve triküspit ile biküspit kapakçıklar kapanır. Basınç atardamarlardakini geçince yarım ay kapakçıkları açılır; sağ karıncık kanı akciğer atardamarına, sol karıncık aorta pompalar. Bu sırada kulakçıklar gevşemiştir ve toplardamarlardan gelen kanla dolmaya başlar.
  3. Genel diyastol (yaklaşık 0,4 s): Bütün odalar gevşektir. Karıncık basıncı düşünce yarım ay kapakçıkları kapanır, kulakçık-karıncık kapakçıkları açılır ve kan toplardamarlardan kulakçıklara, oradan karıncıklara kendiliğinden akar.

Kapakçıkların açılıp kapanmasını kasılma emri değil, iki tarafındaki basınç farkı belirler: kan, kapakçığı basıncın yüksek olduğu taraftan düşük olduğu tarafa doğru iter. Sağlıklı bir kalpte stetoskopla iki ses duyulur. Birinci ses karıncık sistolünün başında kulakçık-karıncık kapakçıklarının, ikinci ses diyastolün başında yarım ay kapakçıklarının kapanmasıyla oluşur.

Uyarı iletim sistemi ve EKG

Kalbin bir sinir uyarısı olmadan da kasılabilmesine otomatizm denir. Kasılma uyarısı kalbin kendi içindeki özelleşmiş kas hücrelerinde oluşur. Vücuttan çıkarılan ve uygun bir sıvıya konan bir kalbin bir süre atmaya devam etmesi, kalp naklinde sinir bağlantıları kesilen kalbin yeni vücutta çalışabilmesi bu özelliğe dayanır.

Uyarı iletim sistemi
Uyarı SA düğümünde başlar, kulakçıklara yayılır, AV düğümünde kısa bir süre bekler, His demeti ve dallarıyla kalbin ucuna iner, Purkinje lifleriyle karıncık duvarlarına dağılır.
  • SA düğümü (sinoatriyal düğüm): Sağ kulakçığın duvarında, üst ana toplardamarın girdiği yerin yakınındadır. Düzenli aralıklarla kendiliğinden uyarı oluşturur ve kalbin ritmini belirler; bu yüzden kalp pili olarak adlandırılır. Uyarı buradan iki kulakçığa yayılır ve kulakçıklar kasılır.
  • AV düğümü (atriyoventriküler düğüm): Sağ kulakçığın tabanında, kulakçıklar arası bölmenin alt ucundadır. Kulakçıklardan karıncıklara geçebilen tek yol budur; kulakçıklarla karıncıklar arasındaki bağ doku uyarıyı başka yerden geçirmez. AV düğümü uyarıyı yaklaşık 0,1 saniye geciktirir. Bu gecikme sayesinde kulakçıklar kasılıp kanlarını boşaltmadan karıncıklar kasılmaz.
  • His demeti: AV düğümünden çıkan uyarıyı karıncıklar arası bölme boyunca kalbin ucuna doğru taşır; sağ ve sol dallara ayrılır.
  • Purkinje lifleri: Dallardan ayrılarak karıncık duvarlarına dağılan iletim lifleridir. Uyarı karıncıklara önce kalbin ucundan ulaştığı için karıncıklar uçtan tabana doğru kasılır ve kanı yukarıdaki atardamar çıkışlarına doğru sıkar, tıpkı bir diş macunu tüpünü alttan sıkmak gibi.

Kalpte oluşan elektriksel değişimler vücut yüzeyine yerleştirilen elektrotlarla kaydedilebilir. Bu kayda elektrokardiyogram (EKG) denir. EKG kasılmanın kendisini değil, kasılmaya yol açan elektriksel olayları gösterir.

EKG
Normal bir EKG kaydında her döngüde P dalgası, QRS dalga grubu ve T dalgası görülür.

P dalgası kulakçıkların uyarılmasını gösterir ve kulakçık sistolünden hemen önce oluşur. QRS dalga grubu karıncıkların uyarılmasını gösterir; karıncık sistolü hemen ardından başlar. Kulakçıkların eski hâline dönmesi de bu sırada olur ama büyük QRS dalgası tarafından örtülür. T dalgası karıncıkların eski elektriksel hâline dönmesini gösterir. Dalgalar arasındaki sürelerin uzaması ya da dalgaların biçiminin bozulması, iletim sistemindeki bir sorunun veya kalp kasındaki bir hasarın işareti olabilir. Örneğin AV düğümünde iletim yavaşlarsa P dalgası ile QRS arasındaki süre uzar.

Kalp atış hızının düzenlenmesi

SA düğümü kalbin ritmini kendisi başlatır, ama atış hızı vücudun o anki ihtiyacına göre sinirler ve hormonlarla ayarlanır. Bu ayarın merkezi beyin sapındaki omurilik soğanıdır.

  • Sempatik sinirler SA düğümünü uyararak kalp atış hızını ve kasılma gücünü artırır. Heyecan, korku ve egzersizde etkindir.
  • Parasempatik sinirler (vagus siniri) kalp atış hızını azaltır. Dinlenme hâlinde kalbin hızı, SA düğümünün kendi hızından düşüktür; bunun nedeni parasempatik sinirlerin sürekli fren etkisidir. Bu yüzden vagus siniri kesilirse kalp hızlanır.
  • Adrenalin (böbreküstü bezinin öz bölgesinden) kalp atış hızını ve kasılma gücünü artırır. Tiroksin metabolizmayı hızlandırarak kalp hızını dolaylı olarak artırabilir.
  • Kanda karbondioksit miktarının artması, vücut sıcaklığının yükselmesi ve egzersiz kalp hızını artırır.

Sinir sistemi kalbi çalıştırmaz, yalnızca hızını ve gücünü değiştirir. Kalbin bir dakikada bir karıncıktan pompaladığı kan hacmine kalp debisi denir: atım hacmi ile kalp atış hızının çarpımıdır. Dinlenmedeki bir yetişkinde yaklaşık 70 mL atım hacmi ve 70–75 atım/dk ile yaklaşık 5 litre/dakikadır; bu değer yaklaşık olarak bütün kanın bir dakikada vücudu bir kez dolaşması demektir. Yoğun egzersizde hem atım hacmi hem de hız artar ve debi birkaç katına çıkar.

Damarlar

Kanı kalpten organlara götüren damarlara atardamar (arter), organlardan kalbe getiren damarlara toplardamar (ven) denir. Atardamarlar dallanarak küçük atardamarlara, onlar da en ince damarlar olan kılcal damarlara ayrılır. Kılcal damarlar birleşerek küçük toplardamarları, onlar da toplardamarları oluşturur. Bir damarın atar ya da toplar olması taşıdığı kanın oksijen miktarına göre değil, kanın akış yönüne göre belirlenir.

Damarların yapısı
Atardamarın orta tabakası kalın, toplardamarın duvarı ince ve iç boşluğu geniştir; kılcal damar tek katlı endotelden oluşur. Toplardamar kapakçıkları kanı yalnızca kalbe doğru geçirir.
ÖzellikAtardamarToplardamarKılcal damar
Kanın yönüKalpten organlaraOrganlardan kalbeKüçük atardamardan küçük toplardamara
DuvarÜç katlı, kalın; orta tabakada bol düz kas ve esnek lifÜç katlı, ince; orta tabaka inceTek katlı endotel
İç boşlukDarGenişYaklaşık bir alyuvar genişliğinde
KapakçıkYok (yalnızca kalpten çıkışta yarım ay kapakçıkları)Var, özellikle kol ve bacak toplardamarlarındaYok
Kan basıncıYüksek, nabız hissedilirDüşükAtardamar ucundan toplardamar ucuna azalır
GörevKanı basınçla dağıtmakKanı kalbe döndürmek, kan deposuDoku ile madde alışverişi

Atardamarların esnek duvarı karıncık sistolünde gerilir, diyastolde eski hâline dönerken kanı ileri iter; böylece kalp kesik kesik pompaladığı hâlde kan atardamarlarda sürekli akar. Bileğe ya da boyna dokunulduğunda hissedilen nabız, karıncık sistolüyle oluşan basınç dalgasının atardamar duvarını genişletmesidir; nabız sayısı kalp atış hızına eşittir.

Toplardamarlarda kan basıncı çok düşüktür ve özellikle bacaklardan kalbe dönen kan yer çekimine karşı yükselmek zorundadır. Kanın kalbe dönüşüne üç etken yardım eder: toplardamarları sıkıştıran iskelet kaslarının kasılması, kanın geri akmasını önleyen toplardamar kapakçıkları ve soluk alırken göğüs boşluğunda basıncın düşmesi. Uzun süre hareketsiz ayakta kalanlarda ayak bileklerinin şişmesi, kas pompasının çalışmamasındandır. Kapakçıkları yetersizleşen toplardamarlarda kan birikir, damar genişleyip kıvrılır; buna varis denir.

Kan basıncı ve akış hızı

Kanın damar duvarına yaptığı basınca kan basıncı denir. Kan basıncı en yüksek aortta ölçülür ve kan kalpten uzaklaştıkça sürekli azalır. Kolda tansiyon aletiyle ölçülen değerde büyük tansiyon (sistolik basınç) karıncık sistolündeki, küçük tansiyon (diyastolik basınç) diyastoldeki basınçtır; sağlıklı bir yetişkinde yaklaşık 120/80 mmHg'dir.

Kan basıncı, kesit alanı ve akış hızı
Basınç aorttan ana toplardamarlara doğru azalır; en büyük düşüş küçük atardamarlardadır. Toplam kesit alanı kılcallarda en büyük, akış hızı kılcallarda en küçüktür.

Grafiği okurken üç kuralı aklında tut:

  • Basınç kalpten uzaklaştıkça hiç yükselmeden azalır. Atardamarlarda basınç her atımda inip çıkar; küçük atardamarlardan sonra bu dalgalanma kaybolur. Basıncın en çok düştüğü yer, direncin en büyük olduğu küçük atardamarlardır. Toplardamarlarda basınç sıfıra yakındır.
  • Toplam kesit alanı, o düzeydeki bütün damarların kesit alanlarının toplamıdır. Tek bir kılcal damar çok incedir ama sayıları milyarları bulduğu için kılcalların toplam kesit alanı aortunkinin yüzlerce katıdır.
  • Akış hızı toplam kesit alanıyla ters orantılıdır. Her düzeyden bir dakikada aynı hacimde kan geçer; geniş bir nehrin yatağı genişlediğinde suyun yavaşlaması gibi, toplam kesit alanı büyüdükçe kan yavaşlar. Kan en hızlı aortta, en yavaş kılcallarda akar. Toplardamarlarda kesit alanı yeniden küçüldüğü için hız tekrar artar, ama aorttaki değere ulaşmaz.

Kılcallarda kanın yavaş akması, madde alışverişi için zaman kazandırdığı için yararlıdır.

Kılcal damarlarda madde alışverişi

Kılcal damarlar vücuttaki hemen her hücrenin çok yakınından geçer. Duvarları tek katlı olduğu için su, oksijen, glukoz, amino asitler, iyonlar, karbondioksit ve üre bu duvardan kolayca geçer. Kan hücreleri ve büyük plazma proteinleri ise normalde geçemez. Kan ile hücreler arasındaki alışveriş, hücreleri çevreleyen doku sıvısı aracılığıyla olur.

Kılcal damarda sıvının hangi yöne hareket edeceğini iki kuvvet belirler:

  • Kan basıncı (kalbin oluşturduğu basınç) sıvıyı kılcaldan dışarı iter.
  • Osmotik basınç, kılcal damardan geçemeyen plazma proteinlerinin (özellikle albüminin) suyu kılcala çekmesidir.
Kılcal damarda madde alışverişi
Atardamar ucunda kan basıncı baskındır ve sıvı dokuya çıkar; toplardamar ucunda osmotik basınç baskındır ve sıvı kılcala döner.

Kılcalın atardamar ucunda kan basıncı (yaklaşık 35 mmHg) osmotik basınçtan (yaklaşık 25 mmHg) büyüktür; su ve içinde çözünmüş küçük moleküller dokuya geçer. Kan ilerledikçe basıncı düşer. Toplardamar ucunda kan basıncı (yaklaşık 15 mmHg) osmotik basınçtan küçüktür; doku sıvısındaki su, karbondioksit ve atıklarla birlikte kılcala geri döner. Osmotik basınç kılcal boyunca hemen hemen sabittir, çünkü proteinler kılcaldan çıkmaz.

Dokuya çıkan sıvının tamamı kılcala dönmez; geri kalan kısım lenf kılcallarına girer ve lenf dolaşımıyla kana döner. Bu denge bozulursa dokularda sıvı birikir; buna ödem denir. Uzun süre proteinden yoksun beslenen çocuklarda kandaki protein azalır, osmotik basınç düşer ve kılcala geri dönen sıvı azalır; bu çocuklarda karın ve bacaklarda ödem görülür. Kalp yetmezliğinde toplardamarlarda kan basıncının yükselmesi, lenf damarlarının tıkanması da ödeme yol açar.

Büyük ve küçük kan dolaşımı

Kan vücutta iki ayrı devreyi art arda dolaşır. Bir kan damlası bir kez vücudu dolaştıktan sonra mutlaka akciğerlerden geçer; buna çift dolaşım denir.

Büyük ve küçük kan dolaşımı
Kırmızı oksijence zengin, mavi oksijence fakir kanı gösterir. Sindirim kanalından gelen kan kapı toplardamarıyla önce karaciğere gider.

Küçük (akciğer) dolaşımı: Sağ karıncık → akciğer atardamarı → akciğer kılcalları → akciğer toplardamarları → sol kulakçık. Görevi kanı oksijenlendirmek ve kandaki karbondioksiti akciğerlere bırakmaktır.

Büyük (vücut) dolaşımı: Sol karıncık → aort → atardamarlar → doku kılcalları → toplardamarlar → üst ve alt ana toplardamar → sağ kulakçık. Görevi oksijeni ve besinleri dokulara dağıtmak, atıkları toplamaktır.

Hangi damarda hangi kan bulunduğunu ezberlemek yerine akış yönünü takip et: kan akciğer kılcallarından geçince oksijence zenginleşir, doku kılcallarından geçince oksijen bırakır. Bu yüzden:

  • Akciğer atardamarı oksijence fakir kan taşır. Atardamar olduğu hâlde kanı vücuttan dönen sağ karıncıktan alır.
  • Akciğer toplardamarları oksijence zengin kan taşır. Toplardamar oldukları hâlde akciğerden yeni çıkan kanı sol kulakçığa getirir.
  • Büyük dolaşımda bütün atardamarlarda oksijence zengin, bütün toplardamarlarda oksijence fakir kan bulunur.

Sindirim kanalından (mide, ince bağırsak, kalın bağırsak), dalaktan ve pankreastan gelen kan doğrudan kalbe dönmez. Bu kan karaciğer kapı toplardamarıyla karaciğere gider ve karaciğer kılcallarından geçer. Böylece ince bağırsakta emilen glukoz ve amino asitler önce karaciğerde düzenlenir, zararlı maddeler etkisiz hâle getirilir. Kapı toplardamarı oksijence fakirdir ama yemekten sonra besince en zengin damardır. Karaciğerden çıkan karaciğer toplardamarları alt ana toplardamara açılır. İki kılcal ağı birbirine bağladığı için "kapı" adını alan bu damar, bir maddenin vücutta izlediği yolu soran sorularda sık kullanılır.

Kan: plazma ve kan hücreleri

Yetişkin bir insanda yaklaşık 5 litre kan bulunur. Bir tüpteki kan pıhtılaşması önlenerek santrifüj edilirse iki kısma ayrılır: üstte sarımsı, sıvı kısım olan plazma (yaklaşık %55) ve altta kan hücreleri (yaklaşık %45).

Plazmanın yaklaşık %90'ı sudur. Geri kalanında plazma proteinleri, glukoz, amino asitler, yağlar, mineral iyonları, hormonlar, vitaminler, üre ve karbondioksit bulunur. Başlıca plazma proteinleri şunlardır: osmotik basıncı sağlayan albümin, antikorların da içinde bulunduğu globülinler ve pıhtılaşmada görev yapan fibrinojen. Albümin ve fibrinojen karaciğerde üretilir. Pıhtılaşma sonrasında geriye kalan, fibrinojen ve pıhtılaşma proteinleri çıkmış sıvıya serum denir.

Kan hücrelerinin hepsi kırmızı kemik iliğindeki kök hücrelerden oluşur.

Alyuvarlar (eritrositler): İki yüzü çukur, yassı disk biçimli hücrelerdir; bu biçim yüzey alanını artırarak gaz alışverişini hızlandırır. \(1\ \text{mm}^3\) kanda yaklaşık 4,5–5,5 milyon alyuvar bulunur. Memelilerde alyuvarlar olgunlaşırken çekirdeklerini, mitokondrilerini ve ribozomlarını kaybeder. Bu nedenle olgun memeli alyuvarı bölünemez, protein sentezleyemez ve ATP'sini oksijen kullanmadan, glikolizle üretir; taşıdığı oksijeni kendisi kullanmaz. Kuşların, sürüngenlerin, kurbağaların ve balıkların alyuvarları ise çekirdeklidir. İnsanda alyuvarların ömrü yaklaşık 120 gündür. Yaşlanan alyuvarlar dalakta ve karaciğerde parçalanır; demir yeniden kullanılır, hemoglobinin geri kalanından safra boyası (bilirubin) oluşur. Böbrekler, kandaki oksijen azaldığında salgıladıkları bir hormonla kemik iliğinde alyuvar yapımını artırır; yüksek rakımda yaşayanların kanında alyuvar sayısının fazla olması bundandır.

Alyuvarın sitoplazması demir içeren hemoglobin proteiniyle doludur. Her hemoglobin molekülü dört oksijen molekülü bağlayabilir. Oksijenin yaklaşık %98'i hemoglobine bağlı olarak (oksihemoglobin), çok küçük bir kısmı plazmada çözünmüş olarak taşınır. Karbondioksitin ise yaklaşık %70'i plazmada bikarbonat iyonu (\(\text{HCO}_3^-\)) olarak, yaklaşık %23'ü hemoglobine bağlı olarak, geri kalanı plazmada çözünmüş olarak taşınır. Bikarbonatın oluşumunu alyuvardaki karbonik anhidraz enzimi hızlandırır. Karbonmonoksit (CO) hemoglobine oksijenden kat kat güçlü bağlanır ve oksijen taşınmasını engeller; kapalı ortamda yanan soba ve şofben zehirlenmelerinin nedeni budur. Gazların akciğerdeki alışverişi solunum sistemi konusunda ayrıntılı işlenir.

Akyuvarlar (lökositler): Çekirdekli, renksiz, alyuvarlardan büyük hücrelerdir. \(1\ \text{mm}^3\) kanda yaklaşık 5 000–10 000 akyuvar bulunur; enfeksiyonlarda sayıları artar. Amip hareketiyle kılcal damar duvarından dokulara geçebilirler (diyapedez). Sitoplazmalarında belirgin tanecikler olup olmamasına göre iki gruba ayrılırlar:

AkyuvarGrupBaşlıca görevi
NötrofilGranüllüEn kalabalık akyuvar; enfeksiyon yerine ilk ulaşır, bakterileri fagositozla yok eder
EozinofilGranüllüParazitlere karşı savunma, alerjik tepkiler
BazofilGranüllüHistamin ve pıhtılaşmayı önleyen heparin salgılar
MonositGranülsüzDokuya geçince makrofaja dönüşür; fagositoz, antijeni lenfositlere tanıtma
LenfositGranülsüzÖzgül bağışıklık: B ve T lenfositleri

Kan pulcukları (trombositler): Kemik iliğindeki çok büyük hücrelerin sitoplazmasından kopan, çekirdeksiz hücre parçalarıdır. \(1\ \text{mm}^3\) kanda yaklaşık 150 000–400 000 kan pulcuğu bulunur. Görevleri kanın pıhtılaşmasını başlatmaktır.

Kanın pıhtılaşması

Bir damar zedelendiğinde kan kaybı birbirini izleyen olaylarla durdurulur. Önce damar büzülür. Kan pulcukları zedelenen bölgedeki damar duvarına yapışır ve birbirine tutunarak geçici bir tıkaç oluşturur. Ardından pıhtılaşma tepkimeleri başlar.

Pıhtılaşma basamakları
Tromboplastin ve kalsiyum iyonları protrombini trombine, trombin de fibrinojeni fibrine dönüştürür.
  1. Zedelenen doku hücreleri ve parçalanan kan pulcukları tromboplastin salar.
  2. Tromboplastin, kandaki \(\text{Ca}^{2+}\) iyonlarının da katılımıyla, plazmadaki etkisiz protrombini etkin trombin enzimine dönüştürür.
  3. Trombin, plazmada çözünmüş hâlde bulunan fibrinojeni çözünmeyen fibrin ipliklerine dönüştürür.
  4. Fibrin iplikleri yaranın üzerinde bir ağ örer; bu ağa alyuvarlar ve kan pulcukları takılır ve pıhtı oluşur.

Protrombin ve fibrinojen karaciğerde üretilir. Protrombinin üretimi için K vitamini gereklidir; K vitamini eksikliğinde ya da ağır karaciğer hastalığında kanın pıhtılaşma süresi uzar. K vitaminini kalın bağırsaktaki bakteriler de üretir. Kan bankalarında saklanan kana, kalsiyum iyonlarını bağlayan sitrat gibi maddeler eklenir; kalsiyum ortamdan uzaklaştırılınca protrombin trombine dönüşemez ve kan pıhtılaşmaz. Pıhtılaşma proteinlerinden birinin kalıtsal olarak eksik olduğu hemofili hastalarında küçük yaralanmalar bile uzun süren kanamalara yol açabilir.

Pıhtılaşma sağlıklı damarların içinde olmamalıdır. Damar içinde oluşan pıhtı yerinden koparak akciğer, beyin ya da kalp damarlarını tıkayabilir. Kanda heparin gibi pıhtılaşmayı önleyen maddeler bulunur.

Kan grupları ve kan nakli

Alyuvarların zarında, kişiden kişiye değişebilen glikoprotein ve glikolipit yapılı antijenler bulunur. ABO sisteminde iki antijen vardır: A ve B. Kişinin plazmasında, kendi alyuvarlarında bulunmayan ABO antijenine karşı antikor bulunur. Kan grubunun genetik temeli (\(I^{A}\), \(I^{B}\), \(i\) alelleri) kalıtım konusunda işlendi; burada kan naklindeki sonuçlarına bakıyoruz.

ABO kan grupları
A grubunda A antijeni ve anti-B, B grubunda B antijeni ve anti-A vardır. AB grubunun plazmasında antikor yoktur; 0 grubunun alyuvarlarında antijen yoktur.
Kan grubuAlyuvardaki antijenPlazmadaki antikor
AAAnti-B
BBAnti-A
ABA ve BYok
0YokAnti-A ve anti-B

Rh sistemi: Alyuvarında Rh (D) antijeni bulunan kişiler Rh+, bulunmayanlar Rh−'dir. ABO'dan farklı olarak Rh− bir kişinin plazmasında doğuştan anti-Rh antikoru yoktur. Bu antikor ancak Rh− kişi Rh+ kanla karşılaştıktan sonra üretilir ve bellek hücreleriyle kalıcı hâle gelir.

Bir antijen, kendisine özgü antikorla karşılaşınca alyuvarlar birbirine yapışarak kümeleşir; buna çökelme (aglütinasyon) denir. Kümeleşen alyuvarlar küçük damarları tıkar ve parçalanır; uyumsuz kan nakli bu yüzden ölümcül olabilir. Kan naklinde temel kural şudur: vericinin alyuvarlarında, alıcının plazmasındaki antikorlarla çökelecek bir antijen bulunmamalıdır. Rh antijenini de hesaba katınca kural pratikte şu hâle gelir: vericinin alyuvarlarında, alıcının alyuvarlarında olmayan bir antijen bulunmamalıdır. Örneğin A Rh+ bir hasta A Rh+, A Rh−, 0 Rh+ ve 0 Rh− kan alabilir.

Kan grubu, kan damlalarına anti-A, anti-B ve anti-Rh serumları damlatılarak belirlenir. Çökelme görülen serum, alyuvarda o antijenin bulunduğunu gösterir. Anti-A ile çökelip anti-B ile çökelmeyen, anti-Rh ile çökelen kan A Rh+ gruptur.

Genel verici ve genel alıcı: 0 Rh− kanın alyuvarlarında hiçbir antijen bulunmadığından bu kan bütün gruplara verilebilir; bu kişilere genel verici denir. AB Rh+ kişinin plazmasında hiçbir antikor bulunmadığından bu kişi bütün gruplardan kan alabilir; bu kişilere genel alıcı denir. Ancak bu kavramların bir sınırı vardır: 0 grubu kanın plazmasında anti-A ve anti-B antikorları bulunur. Az miktarda kan verildiğinde bu antikorlar alıcının kanında seyrelir ve önemli bir tepkiye yol açmaz; çok miktarda tam kan verildiğinde ise vericinin antikorları alıcının alyuvarlarını çöktürebilir. Bu yüzden hastanelerde mümkünse alıcıyla aynı gruptan kan kullanılır; genel verici kanı acil durumlar için düşünülür.

Rh uyuşmazlığı: Rh− bir anne Rh+ bir bebek taşıyorsa doğum sırasında bebeğin alyuvarlarından bir kısmı annenin kanına geçebilir. Anne anti-Rh antikoru ve bellek hücreleri üretir. İlk bebek genellikle etkilenmez, çünkü antikorlar doğumdan sonra oluşur. Sonraki bir Rh+ gebelikte annenin anti-Rh antikorları plasentadan bebeğe geçer ve bebeğin alyuvarlarını parçalar; bu durum bebekte ağır kansızlığa yol açabilir. Bunu önlemek için Rh− annelere doğumdan sonraki kısa süre içinde hazır anti-Rh antikoru verilir. Bu antikorlar, annenin kanına geçen bebek alyuvarlarını annenin bağışıklık sistemi onları tanımadan ortadan kaldırır ve bellek oluşmaz.

Lenf sistemi

Kılcal damarlardan dokuya sızan sıvının bir kısmı ve bu sıvıya karışan az miktardaki protein kılcala geri dönmez. Bu fazla sıvıyı lenf kılcalları toplar. Lenf kılcallarının bir ucu kapalıdır ve duvarları kan kılcallarınınkinden daha geçirgendir. Lenf kılcallarına giren sıvıya lenf denir.

Lenfin yolu
Lenf tek yönde akar ve lenf düğümlerinden süzülerek köprücük altı toplardamarlarından kana karışır.

Lenf kılcalları birleşerek kapakçıklı lenf damarlarını oluşturur. Lenf sisteminin kalp gibi bir pompası yoktur; lenf, çevresindeki iskelet kaslarının kasılmasıyla sıkıştırılarak ilerler, kapakçıklar geri akışı önler. Lenf damarları yol boyunca fasulye biçimli lenf düğümlerinden geçer. Lenf düğümlerinde lenf süzülür; bakteri, virüs ve kanser hücreleri makrofajlar tarafından tutulur, lenfositler çoğalır. Enfeksiyon sırasında boyun, koltuk altı ve kasıktaki lenf düğümlerinin şişip ağrımasının nedeni budur. Vücudun büyük kısmından gelen lenf göğüs lenf kanalında, sağ üst kısmından gelen lenf sağ lenf kanalında toplanır; bu iki kanal lenfi köprücük altı toplardamarlarına boşaltır ve lenf kana karışır.

Lenf sisteminin görevleri şunlardır:

  • Kılcallardan dokuya sızan fazla sıvıyı ve proteinleri kana geri döndürmek; böylece ödemi önlemek
  • İnce bağırsak villuslarındaki lenf kılcallarıyla sindirilmiş yağları emmek ve taşımak
  • Lenf düğümlerinde mikropları tutmak ve bağışıklık yanıtında görev almak

Lenf sistemiyle birlikte çalışan organlar şunlardır: timus göğüs kemiğinin arkasında bulunur, T lenfositlerinin olgunlaşmasını sağlar ve ergenlikten sonra küçülür. Dalak karın boşluğunun sol üst kısmındadır; yaşlanmış alyuvarları ve kan pulcuklarını parçalar, kan deposu olarak görev yapar, lenfositlerin çoğaldığı yerlerden biridir. Bademcikler ağız ve burun yolunun yutağa açıldığı yerdeki lenf dokusu kümeleridir; solunum ve sindirim yolundan giren mikroplara karşı ilk savunmayı yapar. Kırmızı kemik iliğinde bütün kan hücreleri üretilir ve B lenfositleri olgunlaşır.

Bağışıklık: doğal (doğuştan) savunma

Vücudun hastalık yapıcı mikroorganizmalara (patojenlere) ve yabancı maddelere karşı direncine bağışıklık denir. Bağışıklık iki bölümde incelenir. Doğal (doğuştan, özgül olmayan) bağışıklık doğuştan vardır, hangi mikrop olursa olsun aynı biçimde ve hemen çalışır, bellek oluşturmaz. Kazanılmış (özgül) bağışıklık ise belirli bir antijeni tanır, yanıtı birkaç gün içinde gelişir ve bellek oluşturur.

Doğal savunmanın ilk engelleri mikropların vücuda girmesini önler:

  • Deri: Ölü, keratinli hücrelerden oluşan dış tabakası mikropların geçmesine izin vermez. Ter ve yağ bezlerinin asidik salgıları birçok bakterinin çoğalmasını engeller.
  • Mukus ve siller: Solunum yolundaki mukus mikropları ve tozları yakalar, siller bunları yutağa doğru süpürür.
  • Salgılar: Gözyaşı ve tükürükteki lizozim enzimi bakteri çeperini parçalar; midedeki hidroklorik asit besinle gelen mikropların çoğunu öldürür. Bağırsaktaki ve deri yüzeyindeki yararlı bakteriler de zararlı bakterilerin yerleşmesini zorlaştırır.

Mikrop bu engelleri aşarsa ikinci savunma hattı devreye girer:

  • Fagositoz: Nötrofiller ve makrofajlar mikropları hücre içine alarak lizozomlarıyla sindirir. Doğal öldürücü hücreler adı verilen bir lenfosit türü de virüsle enfekte olmuş ve kanserleşmiş hücreleri tanıyıp yok eder.
  • Yangı (iltihap): Doku zedelendiğinde ya da mikrop girdiğinde bölgedeki hücreler histamin gibi maddeler salgılar. Histamin kılcal damarları genişletir ve geçirgenliklerini artırır; bölgeye gelen kan artar, damardan dokuya sıvı ve akyuvar geçer. Kızarıklık, sıcaklık, şişlik ve ağrı bu yüzden görülür. Bölgeye gelen fagositler mikropları ve ölü hücreleri temizler; irin, ölü akyuvar ve mikroplardan oluşur.
  • Ateş: Bazı mikropların ve akyuvarların salgıladığı maddeler beyindeki sıcaklık düzenleme merkezini etkiler ve vücut sıcaklığı yükselir. Hafif ateş birçok mikrobun çoğalmasını yavaşlatır, akyuvarların etkinliğini artırır. Çok yüksek ateş ise enzimlerin işleyişini bozacağı için tehlikelidir.
  • İnterferon: Virüs bulaşmış hücrelerin salgıladığı bu proteinler, komşu hücrelerin virüse karşı direncini artırır.

Kazanılmış (özgül) bağışıklık

Bağışıklık yanıtını başlatan yabancı moleküllere antijen denir. Antijenler çoğunlukla mikropların yüzeyindeki proteinler ve polisakkaritlerdir; polen, başka birinden nakledilen organ ya da uyumsuz kan grubu alyuvarları da antijen içerir. Kazanılmış bağışıklığı lenfositler yürütür. Her lenfositin yüzeyinde yalnızca belirli bir antijene uyan reseptörler vardır; tıpkı bir anahtarın yalnızca kendi kilidini açması gibi.

B lenfositleri kemik iliğinde olgunlaşır. Bir B lenfositi kendi antijenini tanıyıp yardımcı T lenfositinden de uyarı alınca hızla çoğalır. Oluşan hücrelerin çoğu plazma hücresine dönüşür ve kana bol miktarda antikor salgılar; bir kısmı ise bellek B hücresi olarak uzun yıllar yaşar. Antikorlar Y biçimli protein molekülleridir (immünoglobulinler). Antijene bağlanarak toksinleri ve virüsleri etkisiz hâle getirir, mikropları ve alyuvarları kümeleştirir, çözünmüş antijenleri çöktürür ve fagositlerin mikropları daha kolay tanımasını sağlar. Antikorların kanda ve lenfte yürüttüğü bu savunmaya sıvısal (humoral) bağışıklık denir.

T lenfositleri kemik iliğinde üretilir, timusta olgunlaşır. Makrofajlar yuttukları mikrobun parçalarını yüzeylerinde sergileyerek T lenfositlerine tanıtır.

  • Yardımcı T lenfositleri antijeni tanıyınca salgıladıkları maddelerle hem B lenfositlerini hem de sitotoksik T lenfositlerini etkinleştirir. Kazanılmış bağışıklığın yöneticisidirler.
  • Sitotoksik T lenfositleri virüs bulaşmış hücreleri, kanser hücrelerini ve nakledilen organın yabancı hücrelerini tanıyıp doğrudan öldürür. Bu savunmaya hücresel bağışıklık denir.
  • Yanıt sona erince bir kısım T lenfositi de bellek T hücresi olarak kalır.
Birincil ve ikincil bağışıklık yanıtı
İlk karşılaşmada antikor geç ve az üretilir. Aynı antijenle ikinci kez karşılaşıldığında bellek hücreleri sayesinde yanıt daha hızlı başlar, çok daha yüksek düzeye çıkar ve daha uzun sürer.

Vücut bir antijenle ilk kez karşılaştığında birincil yanıt oluşur. Antijene uyan az sayıdaki lenfositin bulunup çoğalması zaman aldığından antikor birkaç gün sonra görülmeye başlar, yaklaşık bir iki hafta içinde en yüksek değerine ulaşır ve miktarı görece düşüktür. Bu süre içinde hastalığın belirtileri ortaya çıkabilir. Aynı antijenle ikinci kez karşılaşıldığında bellek hücreleri hızla plazma hücrelerine dönüşür. Bu ikincil yanıtta antikor daha kısa sürede, çok daha fazla miktarda üretilir ve kanda daha uzun süre kalır. Çoğu zaman mikrop hastalık yapmadan yok edilir. Kızamık ya da su çiçeği geçiren birinin bir daha bu hastalıklara genellikle yakalanmaması bu yüzdendir. İkincil yanıt yalnızca aynı antijene karşı gelişir; vücut daha önce görmediği yeni bir antijenle aynı gün karşılaşsa bile ona birincil yanıt verir.

Aktif ve pasif bağışıklık

Kazanılmış bağışıklık, antikorları kimin ürettiğine göre ikiye ayrılır.

Aktif bağışıklıkta kişi antikorlarını ve bellek hücrelerini kendisi üretir. Koruma geç başlar ama uzun sürelidir, çünkü bellek hücreleri oluşur.

  • Doğal yolla: Hastalığı geçirmek (kızamık, su çiçeği).
  • Yapay yolla: Aşı. Aşılarda hastalık yapma gücü zayıflatılmış ya da öldürülmüş mikroplar, mikropların bazı parçaları ya da zehri etkisizleştirilmiş toksinler bulunur. Aşı hastalık yapmadan birincil yanıtı ve bellek hücrelerinin oluşumunu sağlar; gerçek mikropla karşılaşıldığında ikincil yanıt verilir. Bazı aşıların belirli aralıklarla tekrarlanması (rapel), bellek hücrelerinin sayısını artırmak içindir.

Pasif bağışıklıkta kişiye başka bir canlıda üretilmiş hazır antikorlar verilir. Koruma hemen başlar ama birkaç hafta ya da ay içinde antikorlar parçalandığı için kısa sürer; bellek hücresi oluşmaz.

  • Doğal yolla: Annenin antikorlarının plasentadan bebeğe geçmesi ve anne sütüyle, özellikle doğumdan sonraki ilk günlerin sarımsı sütü olan ağız sütüyle bebeğe aktarılması. Bu antikorlar bebeği kendi bağışıklık sistemi gelişene kadar korur.
  • Yapay yolla: Serum. Serumlar, belirli bir antijene karşı üretilmiş hazır antikorlar içerir; yılan ya da akrep sokmasında, tetanoz ve kuduz şüphesinde acil koruma için verilir.

Kuduz şüphesi olan bir hayvan ısırığında hem serum hem aşı uygulanır: serumdaki hazır antikorlar hemen koruma sağlar, aşı ise kişinin kendi bellek hücrelerini oluşturmasını sağlar.

Bağışıklık sistemi rahatsızlıkları ve dolaşım sistemi sağlığı

  • Alerji: Bağışıklık sisteminin polen, ev tozu akarı, bazı besinler ya da ilaçlar gibi aslında zararsız maddelere (alerjenlere) aşırı yanıt vermesidir. Alerjenle karşılaşınca bazofiller ve dokudaki benzer hücreler bol histamin salgılar; hapşırma, burun akıntısı, kaşıntı ve kızarıklık görülür. Antihistaminik ilaçlar histaminin etkisini azaltır. Bazı kişilerde tepki tüm vücuda yayılarak kan basıncının ani düşmesine ve solunum yolunun daralmasına yol açar (anafilaktik şok); bu acil bir durumdur.
  • Otoimmün hastalıklar: Bağışıklık sisteminin vücudun kendi hücrelerini yabancı gibi algılayıp onlara saldırmasıdır. Tip 1 diyabette pankreasın insülin üreten hücreleri, multipl sklerozda sinir hücrelerinin miyelin kılıfı, romatoid artritte eklemler hedef alınır.
  • AIDS (Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu): HIV adlı virüs yardımcı T lenfositlerine girip onları yok eder. Yardımcı T lenfositleri hem B hem sitotoksik T lenfositlerini etkinleştirdiği için hem antikor üretimi hem hücresel bağışıklık çöker. Hasta, sağlıklı bir insanda kolayca yenilen mikroplara ve bazı kanser türlerine karşı savunmasız kalır. HIV kan, cinsel ilişki ve anneden bebeğe geçer; günlük temasla, tokalaşmayla bulaşmaz.
  • Organ nakli ve doku uyumu: Hücrelerin yüzeyinde bireye özgü doku uyum proteinleri bulunur. Nakledilen organın hücreleri alıcının sitotoksik T lenfositlerince yabancı olarak tanınabilir ve organ reddedilebilir. Bu yüzden nakil öncesinde doku uyumu araştırılır, nakilden sonra bağışıklığı baskılayan ilaçlar kullanılır. Tek yumurta ikizleri arasındaki nakillerde bu sorun görülmez.

Dolaşım sisteminin sık görülen rahatsızlıkları da bu bilgilerle açıklanır. Atardamarların iç duvarında yağ ve kolesterol birikerek plak oluşmasına damar sertliği (ateroskleroz) denir. Plak damarı daraltır; koroner damarlarda pıhtıyla tıkanma olursa kalp kasının bir bölümü oksijensiz kalır ve kalp krizi gelişir. Kan basıncının sürekli yüksek olmasına yüksek tansiyon (hipertansiyon) denir; kalbin iş yükünü artırır ve damarlara zarar verir. Alyuvar sayısının ya da hemoglobin miktarının azalmasına kansızlık (anemi), akyuvarların kemik iliğinde kontrolsüz çoğalmasına lösemi denir. Sigara içmemek, düzenli egzersiz yapmak, tuz ve doymuş yağ tüketimini sınırlamak dolaşım sistemini korur.

Formüller

$$\text{sağ karıncık} \rightarrow \text{akciğer atardamarı} \rightarrow \text{akciğer kılcalları} \rightarrow \text{akciğer toplardamarı} \rightarrow \text{sol kulakçık}$$
Küçük (akciğer) dolaşımı: kan oksijence zenginleşir
$$\text{sol karıncık} \rightarrow \text{aort} \rightarrow \text{doku kılcalları} \rightarrow \text{ana toplardamarlar} \rightarrow \text{sağ kulakçık}$$
Büyük (vücut) dolaşımı: kan dokulara oksijen bırakır
$$\text{SA düğümü} \rightarrow \text{AV düğümü} \rightarrow \text{His demeti} \rightarrow \text{Purkinje lifleri}$$
Uyarı iletim sırası; AV düğümünde yaklaşık 0,1 s gecikme
$$T_{\text{döngü}} = \dfrac{60\ \text{s}}{\text{dakikadaki atım sayısı}}$$
75 atım/dk için 0,8 s: kulakçık sistolü 0,1 s, karıncık sistolü 0,3 s, genel diyastol 0,4 s
$$\text{kalp debisi} = \text{atım hacmi} \cdot \text{kalp atış hızı}$$
Bir karıncığın dakikada pompaladığı kan; dinlenmede yaklaşık 5 L/dk
$$A_{\text{toplam}} \cdot v = \text{sabit}$$
Toplam kesit alanı en büyük olan kılcallarda akış hızı en küçüktür
$$P_{\text{net}} = P_{\text{kan}} - P_{\text{osmotik}}$$
Pozitifse sıvı kılcaldan dokuya, negatifse dokudan kılcala geçer
$$\text{protrombin} \xrightarrow{\text{tromboplastin},\ \text{Ca}^{2+}} \text{trombin}$$
Protrombin karaciğerde K vitamini yardımıyla üretilir
$$\text{fibrinojen} \xrightarrow{\text{trombin}} \text{fibrin}$$
Çözünmeyen fibrin iplikleri pıhtının ağını oluşturur
$$\text{verici alyuvar antijenleri} \subseteq \text{alıcı alyuvar antijenleri}$$
Alyuvar naklinde güvenli eşleşme (ABO ve Rh birlikte)
$$\text{CO}_2 + \text{H}_2\text{O} \rightleftharpoons \text{H}^+ + \text{HCO}_3^-$$
Alyuvarda karbonik anhidrazla; karbondioksitin çoğu bikarbonat olarak taşınır
$$\text{Hb} + 4\,\text{O}_2 \rightleftharpoons \text{Hb(O}_2)_4$$
Hemoglobin akciğerde oksijen bağlar, dokularda bırakır

Çözümlü örnekler

Örnek 1Kanın kalpteki yolu

Üst ana toplardamarla kalbe gelen bir alyuvar, aorta çıkıncaya kadar sırasıyla hangi odalardan, kapakçıklardan ve damarlardan geçer?

Örnek 2Hangi damarda hangi kan var?

Aort, akciğer atardamarı, akciğer toplardamarı, üst ana toplardamar, karaciğer kapı toplardamarı ve böbrek atardamarını oksijence zengin ve fakir kan taşıyanlar olarak gruplandırınız.

Örnek 3Kalp debisi

Dinlenme hâlindeki bir öğrencinin kalbi dakikada 72 kez atmakta ve sol karıncığı her atımda 70 mL kan pompalamaktadır. Koşu sırasında kalp hızı 150 atım/dk'ya, atım hacmi 110 mL'ye çıkıyor. Dinlenmede ve koşuda sol karıncığın bir dakikada pompaladığı kan kaç litredir?

Örnek 4Kalp döngüsünde süreler

Kalp döngüsünde kulakçık sistolü 0,1 s, karıncık sistolü 0,3 s ve genel diyastol 0,4 s sürmektedir. Bu kalp dakikada kaç kez atar? Bir döngüde kulakçıklar ve karıncıklar ayrı ayrı kaç saniye gevşek kalır?

Örnek 5Kılcal damarda net basınç

Bir kılcal damarın atardamar ucunda kan basıncı 35 mmHg, toplardamar ucunda 15 mmHg; kanın osmotik basıncı 25 mmHg'dir. İki uçta net basıncı ve sıvının hareket yönünü bulunuz. Proteinden yoksun beslenme sonucu osmotik basınç 18 mmHg'ye düşerse ne olur?

Örnek 6Serum testi ve kan nakli

Bir kişinin kanına damlatılan anti-A serumunda çökelme görülmüyor, anti-B serumunda çökelme görülüyor, anti-Rh serumunda çökelme görülmüyor. Bu kişinin kan grubu nedir? Sekiz kan grubundan kaçından kan alabilir, kaçına kan verebilir?

Örnek 7Rh uyuşmazlığı

Rh− bir anne ilk gebeliğinde Rh+ bir bebek doğuruyor ve doğumdan sonra kendisine herhangi bir uygulama yapılmıyor. Annenin ikinci gebeliğinde bebek yine Rh+ ise ne olabilir? Bunu önlemek için ilk doğumdan sonra ne yapılmalıdır?

Örnek 8Birincil ve ikincil yanıt grafiği

Bir kişi 0. gün bir antijenle ilk kez, 28. gün aynı antijenle ikinci kez karşılaşıyor. Antikor miktarının değişimi "Birincil ve ikincil bağışıklık yanıtı" grafiğinde verilmiştir: birincil yanıt 12. gün 2 birimle, ikincil yanıt 34. gün yaklaşık 16 birimle en yüksek değerine ulaşmıştır. İkincil yanıtın en yüksek değeri birincilinkinin kaç katıdır? Her yanıt karşılaşmadan kaç gün sonra en yüksek değerine ulaşmıştır?

Örnek 9Bağışıklık türlerini ayırt etmek

Aşağıdaki durumlarda kazanılan bağışıklığın türünü (aktif ya da pasif, doğal ya da yapay) belirtiniz: su çiçeği geçiren bir çocuğun bu hastalığa yeniden yakalanmaması; kızamık aşısı olan bir çocuğun korunması; anne sütüyle beslenen bebeğin bazı enfeksiyonlardan korunması; yılan sokan bir kişiye serum verilmesi.

Sık yapılan hatalar

  • Atardamarı "temiz kan taşıyan damar" sanmak. Atardamar kanı kalpten götüren damardır; akciğer atardamarı oksijence fakir, akciğer toplardamarları oksijence zengin kan taşır.
  • Sol karıncığın sağ karıncıktan daha fazla kan pompaladığını düşünmek. İki karıncık her atımda yaklaşık eşit hacim pompalar; sol karıncık daha yüksek basınç üretir.
  • Kalp atışını beynin başlattığını sanmak. Uyarı SA düğümünde kendiliğinden oluşur; sinirler ve hormonlar yalnızca hızı ve gücü değiştirir.
  • Kan basıncının en düşük olduğu yeri kılcallar sanmak. Basınç kalpten uzaklaştıkça sürekli azalır ve en düşük değerine ana toplardamarlarda ulaşır; kılcallarda en düşük olan akış hızıdır.
  • Karıncık diyastol süresini genel diyastolle karıştırmak. Kulakçık sistolü sırasında karıncıklar da gevşektir; karıncıkların gevşek kaldığı süre 0,4 değil 0,5 saniyedir.
  • 0 grubu kişinin plazmasında antikor bulunmadığını düşünmek. 0 grubunun alyuvarında antijen yoktur ama plazmasında anti-A ve anti-B bulunur; antikoru olmayan grup AB'dir.
  • Rh− kişinin plazmasında doğuştan anti-Rh bulunduğunu düşünmek. Anti-Rh ancak Rh+ kanla karşılaşmadan sonra oluşur; Rh uyuşmazlığında ilk bebeğin genellikle etkilenmemesi bu yüzdendir.
  • Serumun (hazır antikor) uzun süreli koruma sağladığını sanmak. Pasif bağışıklıkta bellek hücresi oluşmaz; uzun süreli koruma aşı ya da hastalığı geçirmekle kazanılır.
Günlük hayatta

Bağışlanan bir ünite kan (yaklaşık 450 mL) bugün çoğu zaman olduğu gibi kullanılmaz; santrifüjle bileşenlerine ayrılır. Alyuvarlar buzdolabı sıcaklığında birkaç hafta, plazma dondurularak bir yıl ve daha uzun süre saklanabilir; kan pulcukları ise oda sıcaklığında çalkalanarak tutulur ve yalnızca birkaç gün dayanır. Böylece tek bir bağış, kansızlığı olan bir hastaya alyuvar, ağır yanığı ya da karaciğer yetmezliği olan bir hastaya plazma, lösemi tedavisi gören bir hastaya kan pulcuğu olarak birden fazla kişiye ulaşabilir. Plazma naklinde uyum kuralı alyuvar naklinin tersidir: bu kez vericinin plazmasındaki antikorların alıcının alyuvarlarıyla çökelmemesi gerekir, bu yüzden plazma için AB grubu genel verici sayılır. Kan bağışından önce bağışçının kan grubu yeniden belirlenir ve kan, nakille bulaşabilecek hepatit ve HIV gibi enfeksiyonlar için test edilir.

Konu testi

27 soru. Bir seçeneğe dokun; doğru cevap ve çözüm hemen açılır.

1Kolay

İnsan kalbinde sol karıncıktan çıkan damar aşağıdakilerden hangisidir?

2Kolay

Kalbin kasılması için gereken uyarıyı kendiliğinden oluşturan ve kalp pili olarak adlandırılan yapı aşağıdakilerden hangisidir?

3Kolay

Olgun bir insan alyuvarıyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

4Kolay

Aşağıdaki hücrelerden hangisi kana antikor salgılar?

5Kolay

İnsanda toplardamarlarla ilgili

  1. I.Kol ve bacak toplardamarlarında kanın geri akmasını önleyen kapakçıklar bulunur.
  2. II.Duvarlarındaki kas tabakası, aynı büyüklükteki atardamarlarınkinden kalındır.
  3. III.Kanı organlardan kalbe taşırlar.

ifadelerinden hangileri doğrudur?

6Kolay

Dokularda oluşan karbondioksitin en büyük bölümü kanda hangi biçimde taşınır?

7Orta

Şekilde insan kalbinin önden görünüşlü kesiti verilmiş, bazı odalar ve damarlar harflerle gösterilmiştir.

Harflerle gösterilmiş kalp kesiti

Buna göre

  1. I.K odasında oksijence zengin kan bulunur.
  2. II.N odası kasıldığında kan P damarına pompalanır.
  3. III.S damarı kanı L odasına getirir.

ifadelerinden hangileri doğrudur?

8Orta

Kalbin karıncıkları kasılarak kanı atardamarlara pompaladığı sırada kapakçıkların durumu aşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiştir?

9Orta

Grafikte insanda kanın aorttan ana toplardamarlara kadar geçtiği damar türlerinde üç değişkenin göreli değişimi I, II ve III eğrileriyle gösterilmiştir.

Damar türlerine göre üç değişken

Buna göre I, II ve III eğrileri sırasıyla hangi değişkenleri gösterir?

10Orta

Bir kılcal damarın atardamar ucunda kan basıncı 35 mmHg, toplardamar ucunda 15 mmHg; kanın osmotik basıncı kılcal boyunca 25 mmHg'dir. Doku sıvısının basınçları ihmal edildiğine göre

  1. I.Atardamar ucunda su ve küçük moleküller kılcaldan doku sıvısına geçer.
  2. II.Toplardamar ucunda doku sıvısındaki su kılcala geri döner.
  3. III.Kandaki plazma proteinlerinin miktarı azalırsa dokularda sıvı birikmesi azalır.

ifadelerinden hangileri doğrudur?

11Orta

Dinlenme hâlindeki bir kişinin kalbi dakikada 70 kez atmakta ve sol karıncığı her kasılmada 80 mL kan pompalamaktadır. Bu kişinin sol karıncığından 1 saatte aorta pompalanan kan kaç litredir?

12Orta

Lenf sistemiyle ilgili aşağıdaki yapı ve görev eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?

13Orta

Kanın pıhtılaşmasıyla ilgili

  1. I.K vitamini eksikliğinde kanın pıhtılaşma süresi uzar.
  2. II.Trombin, plazmada çözünmüş hâldeki fibrinojeni çözünmeyen fibrin ipliklerine dönüştürür.
  3. III.Bir kan örneğine kalsiyum iyonlarını bağlayan bir madde eklenirse protrombin trombine dönüşemez.

ifadelerinden hangileri doğrudur?

14Orta

Kalpte uyarının iletilmesinde görev alan bazı yapılar şunlardır:

K. His demeti L. SA düğümü M. Purkinje lifleri N. AV düğümü

Bir kasılma uyarısı bu yapılardan hangi sırayla geçer?

15Orta

Kalbin çalışmasıyla ilgili

  1. I.Bütün sinir bağlantıları kesilen bir kalp, uygun bir ortamda bir süre kasılmaya devam eder.
  2. II.Parasempatik sinirlerin uyarılması kalp atış hızını artırır.
  3. III.Kalbin her atışını başlatan uyarı omurilik soğanından gelir.

ifadelerinden hangileri doğrudur?

16Orta

Kan naklinde, vericinin alyuvarlarında alıcının alyuvarlarında bulunmayan hiçbir antijen olmaması kuralı uygulanmaktadır. ABO ve Rh sistemlerine göre sekiz farklı kan grubu bulunduğuna göre, AB Rh− kan gruplu bir hastaya bu sekiz gruptan kaç tanesinden kan verilebilir?

17Orta

Ayağına kıymık batan bir kişide batma bölgesinde kızarıklık, şişlik, sıcaklık artışı ve ağrı görülmektedir. Bu yangı (iltihap) tepkisiyle ilgili

  1. I.Hasarlı bölgede salınan histamin kılcal damarların geçirgenliğini artırır.
  2. II.Bölgeye gelen kan miktarı azalır.
  3. III.Akyuvarlar kılcal damar duvarından geçerek bölgeye gelir ve mikropları fagositozla yok eder.

ifadelerinden hangileri doğrudur?

18Zor

Bir kalp döngüsünde önce kulakçıklar 0,1 s kasılmakta; kulakçıklar gevşerken karıncıklar 0,3 s kasılmakta; ardından bütün odaların gevşek olduğu 0,4 s'lik genel diyastol gelmektedir. Kalbi bu döngüyle dakikada 75 kez atan bir kişide, 1 dakika boyunca karıncıkların gevşek (diyastolde) kaldığı toplam süre kaç saniyedir?

19Zor

İnce bağırsakta kılcal damarlara emilen bir glukoz molekülü, kan yoluyla beyindeki bir sinir hücresine ulaşmaktadır. Bu molekül, emildiği ince bağırsak kılcalları ve beyin kılcalları dışında en az kaç kılcal ağından geçmek zorundadır?

20Zor

Şekilde insanda kan dolaşımının şeması verilmiş, bazı damarlar numaralarla gösterilmiştir.

Numaralı damarlarla dolaşım şeması

Buna göre numaralı damarlardan hangilerinde oksijence zengin kan bulunur?

21Zor

Dört kişinin kan örneklerine anti-A, anti-B ve anti-Rh serumları ayrı ayrı damlatılmış; çökelme görülen durumlar "+", görülmeyenler "−" ile gösterilmiştir.

KişiAnti-AAnti-BAnti-Rh
K+−+
L−−+
M++−
N+−−

Kan naklinde vericinin alyuvarlarında alıcının alyuvarlarında bulunmayan hiçbir antijen olmaması kuralı uygulandığına göre, K kişisine diğer üç kişiden hangilerinin kanı verilebilir?

22Zor

0 Rh− kan gruplu bir vericiden A Rh+ kan gruplu bir hastaya kısa sürede çok miktarda tam kan verildiğinde sorun çıkabilmektedir. Bu sorunun nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

23Zor

Bir araştırmacı A grubundaki farelere X bakterisinin öldürülmüş hücrelerini enjekte ediyor. Üç hafta sonra bu farelerin kanından ayırdığı serumu, X bakterisiyle hiç karşılaşmamış B grubundaki farelere enjekte ediyor. Bir gün sonra iki gruptaki farelere de canlı X bakterisi veriyor ve iki gruptaki farelerin de hastalanmadığını gözlüyor. Bu deneyle ilgili

  1. I.A grubundaki farelerde aktif bağışıklık gelişmiştir.
  2. II.B grubundaki farelere verilen serumda X bakterisine karşı antikorlar bulunur.
  3. III.B grubundaki farelerin serumla kazandığı koruma, A grubundaki farelerin korunması kadar uzun sürelidir.

ifadelerinden hangileri doğrudur?

24Zor

Grafikte bir bireye 0. gün X antijeni, 28. gün X ve Y antijenleri birlikte verildikten sonra kanındaki X ve Y antikorlarının miktarındaki değişim gösterilmiştir.

X ve Y antikorlarının değişimi

Buna göre

  1. I.0. günden sonra oluşan X antikoru yanıtı, 28. günden sonra oluşan X antikoru yanıtından daha yüksektir.
  2. II.28. günden sonra oluşan Y antikoru yanıtı birincil bağışıklık yanıtıdır.
  3. III.28. günden sonra X antikoru, en yüksek değerine Y antikorundan daha kısa sürede ulaşmıştır.

ifadelerinden hangileri doğrudur?

25Zor

Bir kılcal damarda kan basıncı, atardamar ucundaki 35 mmHg değerinden toplardamar ucundaki 15 mmHg değerine kılcal boyunca düzgün (doğrusal) olarak azalmaktadır. Kanın osmotik basıncı kılcal boyunca 30 mmHg'dir ve doku sıvısının basınçları ihmal edilmektedir. Buna göre sıvı, kılcalın atardamar ucundan başlayan ve kılcal uzunluğunun kaçta kaçı olan bölümünde kılcaldan dokuya geçer?

26Zor

Bağışıklık sistemi rahatsızlıklarıyla ilgili

  1. I.Alerjide bağışıklık sistemi, polen gibi zararsız bir maddeye aşırı yanıt verir.
  2. II.Otoimmün hastalıklarda bağışıklık sistemi vücudun kendi hücrelerini yabancı gibi algılayıp onlara saldırır.
  3. III.HIV'in yardımcı T lenfositlerini yok etmesi, hem antikor üretimini hem de sitotoksik T lenfositlerinin etkinleşmesini zayıflatır.

ifadelerinden hangileri doğrudur?

27Zor

Sol kolundaki bir toplardamara ilaç enjekte edilen bir hastada ilacın kalbe girip beyne giden atardamarlara ulaşıncaya kadar izlediği yol aşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiştir?

İlerlemen bu tarayıcıda saklanıyor. Ücretsiz üye ol, her cihazda kaldığın yerden devam et.