Duyu Organları
Reseptör çeşitleri ve duyunun oluşumu; göz, kulak, burun, dil ve derinin yapısı; görme, işitme, denge, koku, tat ve dokunma; göz kusurları ve düzeltilmeleri.
- Mekanoreseptör, kemoreseptör, termoreseptör, fotoreseptör ve ağrı reseptörlerini uyarılarıyla eşleştirmeyi; duyunun oluşma basamaklarını ve reseptörlerde uyumu
- Gözün tabakalarını ve yapılarını, çubuk ve koni hücrelerini, sarı benek ile kör noktayı, rodopsin ve A vitamininin görmedeki yerini
- Görme olayını, göz merceğinin yakın ve uzak görmedeki uyumunu, göz bebeğinin ışığa göre değişmesini
- Miyopi, hipermetropi, astigmatizm ve presbiyopinin nedenlerini ve hangi merceklerle düzeltildiğini; renk körlüğü, katarakt ve glokomu
- Kulağın bölümlerini, işitme ve denge olaylarını adım adım
- Koku epitelini, tat tomurcuklarını ve beş temel tadı, derinin katmanlarını ve deri reseptörlerini; duyu organlarını korumanın yollarını
Duyu organları ve reseptörler
Vücudumuz hem dış ortamdaki hem de kendi içindeki değişiklikleri sürekli izler. Işığın yanması, bir sesin duyulması, havadaki bir koku, elimize değen sıcak bir bardak, kanımızdaki karbondioksitin artması birer uyarıdır. Bu uyarıları algılayan özelleşmiş yapılara reseptör (almaç) denir. Reseptörlerin topluca bulunduğu, uyarıyı reseptöre en uygun biçimde ulaştıran organlara da duyu organı denir: göz, kulak, burun, dil ve deri.
Reseptörün işi, uyarının enerjisini (ışık, mekanik, kimyasal ya da ısı enerjisini) sinir sisteminin kullandığı dile, yani impulsa çevirmektir. İmpulsun nasıl oluştuğunu ve nöron boyunca nasıl iletildiğini Sinir Sistemi konusunda gördük; burada impulsun nereden başladığına ve nereye gittiğine odaklanacağız. Bazı reseptörler bir duyu nöronunun özelleşmiş ucudur (derideki serbest sinir uçları, burundaki koku reseptörleri). Bazıları ise uyarıyı alıp yanındaki duyu nöronuna aktaran özel hücrelerdir (dildeki tat reseptör hücreleri, iç kulaktaki tüylü hücreler).
Reseptörler, en duyarlı oldukları uyarı türüne göre beş grupta toplanır:
| Reseptör | Algıladığı uyarı | Örnek yerler |
|---|---|---|
| Mekanoreseptör | dokunma, basınç, titreşim, ses titreşimleri, başın hareketi | deri, korti organı, yarım daire kanalları, tulumcuk ve kesecik |
| Kemoreseptör | kimyasal maddeler | dildeki tat reseptörleri, burundaki koku reseptörleri, kandaki \(\text{CO}_2\) ve \(\text{O}_2\) düzeyini izleyen reseptörler |
| Termoreseptör | sıcaklık değişimi | deri, hipotalamus |
| Fotoreseptör | ışık | ağ tabakadaki (retina) çubuk ve koni hücreleri |
| Ağrı reseptörü | dokuya zarar veren ya da verebilecek güçlü uyarılar | deri, kaslar, eklemler, iç organların çoğu |
Her reseptör belirli bir uyarıya karşı çok duyarlıdır; başka uyarılara ancak çok güçlü olduklarında yanıt verir. Göze bir darbe aldığımızda ışık yokken "yıldızlar görmemiz" buna güzel bir örnektir: darbe fotoreseptörleri ve görme yolunu mekanik olarak uyarır, impuls yine görme merkezine gider ve beyin bunu ışık olarak yorumlar. Buradan önemli bir sonuç çıkar: hangi duyunun oluşacağını uyarının türü değil, impulsun ulaştığı beyin bölgesi belirler.
Duyunun oluşma basamakları ve uyum
Bir duyunun oluşması için şu basamakların sırayla ve kesintisiz gerçekleşmesi gerekir:
- Uyarı, reseptöre ulaşır.
- Reseptör uyarıyı alır ve impulsa çevirir.
- İmpuls, duyu nöronları (duyu sinirleri) yoluyla merkezi sinir sistemine taşınır.
- İmpuls, beyin kabuğunda o duyuya ait merkeze ulaşır ve orada değerlendirilir; duyu bu anda oluşur.
Görme ile ilgili impulslar beynin art kafa lobunda, işitme ile ilgili impulslar şakak lobunda, deriden gelen dokunma, sıcaklık ve ağrı impulsları yan kafa lobunda değerlendirilir. Denge ile ilgili impulslar ise beyin sapına ve beyinciğe gider. Bu yüzden gözü ve görme siniri sağlam olduğu hâlde art kafa lobu hasar gören bir kişi göremez. Zincirin her halkası gereklidir: reseptörün, duyu nöronunun ya da beyindeki merkezin bozulması aynı sonucu verir.
Bir reseptörde impuls oluşturabilen en küçük uyarı şiddetine eşik değer denir. Eşiğin altındaki uyarılar duyu oluşturmaz. Uyarı şiddeti arttıkça impulsların büyüklüğü değişmez, çünkü nöronlar "ya hep ya hiç" kuralına uyar; değişen, birim zamanda gönderilen impuls sayısı (impuls frekansı) ve uyarılan reseptör sayısıdır. Beyin, güçlü bir sesi zayıf bir sesten bu iki bilgiyle ayırır.
Aynı şiddette ve uzun süre devam eden bir uyarıya karşı reseptörün ürettiği impuls frekansının zamanla azalmasına uyum (adaptasyon) denir. Sabah giydiğimiz kıyafetin temasını birkaç dakika sonra hissetmeyiz; parfüm süren kişi bir süre sonra kendi kokusunu fark etmez, yanına gelen arkadaşı ise hemen fark eder. Soğuk denize girince ilk anda üşür, biraz sonra suyu daha az soğuk buluruz. Uyum, sinir sisteminin değişmeyen bilgilerle meşgul olmayıp yeni uyarılara dikkat edebilmesini sağlar. Koku reseptörleri ve dokunma reseptörlerinin çoğu hızlı uyum gösterir. Ağrı reseptörleri ise çok az uyum gösterir ya da hiç göstermez. Bu durum koruyucudur: ağrı, zarar veren etken ortadan kalkmadıkça bizi uyarmaya devam eder.
Gözün yapısı
Göz küresi, kafatasındaki göz çukurunda bulunur ve altı göz kasıyla her yöne hareket ettirilir. Göz kapakları ve kirpikler gözü toz ve darbelere karşı korur. Gözyaşı bezlerinin salgıladığı gözyaşı, göz kırpıldıkça korneanın yüzeyine yayılır; yüzeyi nemli ve temiz tutar, içerdiği lizozim enzimiyle bazı bakterileri öldürür. Göz küresinin duvarı dıştan içe üç tabakadan oluşur.
Sert tabaka: En dıştaki beyaz, sağlam bağ doku tabakasıdır; gözü korur ve şeklini korumasına yardım eder. Gözün ön kısmında saydamlaşarak saydam tabakayı (kornea) oluşturur. Korneada kan damarı bulunmaz; besin ve oksijeni gözyaşından, havadan ve arkasındaki ön oda sıvısından alır. Kornea, göze giren ışığı kıran ilk ve en güçlü yüzeydir. Damarsız olduğu için kornea naklinde doku uyuşmazlığı sorunu, damarlı organ nakillerine göre çok daha az görülür.
Damar tabaka: Ortadaki tabakadır. Bol kan damarı içerir ve ağ tabakayı besler. İçindeki koyu pigmentler göze giren ışığın göz içinde yansıyıp dağılmasını önler; fotoğraf makinesinin içinin siyah boyanması gibi düşünebilirsin. Damar tabaka gözün ön kısmında iki yapıya dönüşür:
- Kirpiksi cisim: İçindeki kirpiksi kaslar, göz merceğine askı bağlarıyla bağlıdır ve merceğin kalınlığını ayarlar. Ön oda sıvısı da bu bölgede üretilir.
- İris: Göze rengini veren, pigmentli ve kaslı halkadır. Ortasındaki açıklığa göz bebeği denir. İristeki kaslar göz bebeğini büyütüp küçülterek göze giren ışık miktarını ayarlar.
Ağ tabaka (retina): En içteki tabakadır; ışığa duyarlı fotoreseptörleri (çubuk ve koni hücreleri) ve bunlardan bilgi alan nöronları taşır. Görüntü bu tabaka üzerine düşer.
Gözün içinde ışığı kıran ve geçiren başka yapılar da vardır. Göz merceği, iris ile ağ tabaka arasında duran, iki yüzü dışbükey, saydam ve esnek bir yapıdır; tıpkı fizikteki ince kenarlı mercek gibi ışınları toplar. Merceğin de kan damarı yoktur. Kornea ile mercek arasındaki boşluğa ön oda denir; burada sürekli üretilip boşaltılan sulu bir sıvı bulunur. Bu sıvı korneayı ve merceği besler, göz içi basıncını korur. Mercek ile ağ tabaka arasındaki büyük boşluğa arka oda denir; burayı jöle kıvamındaki camsı cisim doldurur. Camsı cisim göz küresinin şeklini korur ve ışığı geçirir.
Ağ tabaka: çubuk ve koni hücreleri
Ağ tabakada iki tür fotoreseptör vardır.
- Çubuk hücreleri: Çok az ışıkta bile uyarılabilir; loş ışıkta ve gece görmemizi sağlar. Renkleri ayırt etmez, siyah-beyaz ve gri tonları algılar. Sayıları çok fazladır (bir gözde yaklaşık 120 milyon) ve ağ tabakanın kenarlarına doğru yoğunlaşır. Işığa duyarlı rodopsin pigmentini taşır.
- Koni hücreleri: Çalışmak için daha fazla ışık gerekir; gündüz görmemizi, renkleri ve ince ayrıntıları algılamamızı sağlar. Sayıları daha azdır (yaklaşık 6 milyon). Üç çeşit koni vardır; her biri kırmızı, yeşil ya da mavi ışığa en duyarlı pigmenti taşır. Beyin, bu üç koninin ne oranda uyarıldığını karşılaştırarak bütün renkleri oluşturur.
Ağ tabakada ilginç bir düzen vardır: fotoreseptörler ağ tabakanın en dış kısmında, damar tabakaya yakın dururlar. Bu yüzden ışık, camsı cisimden gelip önce ganglion nöronlarından ve bipolar nöronlardan geçer, sonra çubuk ve konilere ulaşır. İmpuls ise ters yönde ilerler: çubuk ya da koni → bipolar nöron → ganglion nöronu. Ganglion nöronlarının aksonları bir araya gelerek görme sinirini oluşturur.
Ağ tabakada iki özel bölge vardır:
- Sarı benek: Göz merceğinin tam karşısındaki küçük bölgedir. Burada koni hücreleri çok yoğundur, çubuk hücresi ise hemen hiç yoktur (sarı beneğin tam ortasında hiç bulunmaz). Bir şeye doğrudan baktığımızda görüntüsü sarı beneğe düşer; en net ve en renkli görüntü burada oluşur.
- Kör nokta: Görme sinirinin gözden çıktığı ve kan damarlarının göze girdiği yerdir. Burada hiç fotoreseptör yoktur; bu noktaya düşen görüntü görülmez. Günlük hayatta bunu fark etmeyiz, çünkü iki gözün kör noktaları görme alanının farklı kısımlarına karşılık gelir ve beyin eksik kısmı çevreden gelen bilgiyle tamamlar.
Rodopsin ve A vitamini: Rodopsin, opsin adlı bir protein ile retinal adlı bir molekülün birleşmesinden oluşur. Retinal, A vitamininden yapılır. Işık rodopsine çarptığında rodopsin opsin ve retinale ayrışır; bu değişim çubuk hücresinin uyarılmasını başlatır. Karanlıkta opsin ve retinal yeniden birleşir ve rodopsin tekrar oluşur. Aydınlık bir yerden karanlık bir odaya girdiğimizde önce hiçbir şey göremeyiz; dakikalar geçtikçe rodopsin birikir, çubuklar duyarlılık kazanır ve çevreyi seçmeye başlarız. Bu olaya karanlığa uyum denir ve tamamlanması yaklaşık yarım saat sürebilir. A vitamini eksikliğinde yeterli rodopsin yapılamaz; kişi loş ışıkta ve gece iyi göremez. Bu duruma gece körlüğü (halk arasında tavuk karası) denir.
Görme olayı ve gözün uyumu
Bir cismi görebilmemiz için cisimden gelen ışığın göze girip ağ tabaka üzerinde net bir görüntü oluşturması gerekir. Işık sırasıyla şu yapılardan geçer: kornea → ön oda sıvısı → göz bebeği → göz merceği → camsı cisim → ağ tabaka. Işık bu ortamlardan geçerken kırılır; kırılmanın büyük kısmını kornea yapar, mercek ise ince ayarı sağlar. Fizikte gördüğün gibi ince kenarlı mercek, odak uzaklığının iki katından daha uzaktaki bir cismin gerçek, ters ve küçük görüntüsünü oluşturur. Ağ tabakadaki görüntü de terstir; beyin bu bilgiyi yorumlayarak dünyayı düz algılar. Işıkla uyarılan çubuk ve koniler impuls oluşturur, impuls görme siniriyle beynin art kafa lobuna ulaşır ve görme duyusu orada oluşur.
Göz bebeğinin ayarı: Parlak ışıkta iristeki halka biçimli kaslar kasılır, göz bebeği küçülür ve göze daha az ışık girer; ağ tabaka aşırı ışıktan korunur. Loş ışıkta göz bebeği büyür ve göze daha çok ışık girer. Bu ayarlama istemsizdir ve otonom sinir sistemiyle yapılır; korku ve heyecan anında sempatik sistemin etkisiyle de göz bebekleri büyür.
Uyum (akomodasyon): Kornea ve camsı cisim şekil değiştiremez; uzak ve yakın cisimlerin görüntüsünü ağ tabakaya düşürmek göz merceğinin işidir. Mercek esnektir ve kalınlığı kirpiksi kaslarla ayarlanır.
| Uzağa bakarken | Yakına bakarken | |
|---|---|---|
| Kirpiksi kaslar | gevşer | kasılır |
| Askı bağları | gerilir | gevşer |
| Göz merceği | incelir (yassılaşır) | kalınlaşır (bombeleşir) |
| Merceğin ışığı kırma gücü | azalır | artar |
Buradaki mantık başta şaşırtıcı gelebilir: kas kasılınca mercek incelmez, tam tersine kalınlaşır. Kirpiksi kaslar mercek çevresinde bir halka oluşturur. Bu halka kasılınca daralır, askı bağlarının gerginliği azalır ve mercek kendi esnekliğiyle bombeleşir. Yakına uzun süre bakmanın (kitap okuma, telefon ekranı) gözü yormasının nedeni de kirpiksi kasların sürekli kasılı kalmasıdır.
Göz kusurları ve göz hastalıkları
Sağlıklı gözde uzaktaki bir cismin görüntüsü tam ağ tabaka üzerine düşer. Görüntü ağ tabakanın önüne ya da arkasına düşerse cisim bulanık görülür. Bu kusurlar uygun merceklerle düzeltilir; mercek türünü fizik dersindeki kurala bağlamak işini kolaylaştırır.
- Miyopi: Göz küresi önden arkaya normalden uzun ya da kornea ve merceğin kırıcılığı fazladır. Uzaktaki cisimlerin görüntüsü ağ tabakanın önünde oluşur; kişi yakını iyi, uzağı bulanık görür. Işınlar fazla toplandığı için önce biraz dağıtılmalıdır: kalın kenarlı (ıraksak) mercekle düzeltilir.
- Hipermetropi: Göz küresi kısa ya da kırıcılık azdır. Görüntü ağ tabakanın arkasında oluşur; kişi özellikle yakını bulanık görür. Işınlar yetersiz toplandığı için önceden biraz toplanmalıdır: ince kenarlı (yakınsak) mercekle düzeltilir.
- Astigmatizm: Korneanın (bazen merceğin) yüzeyi her yönde aynı eğrilikte değildir. Bu yüzden ışınlar tek bir noktada toplanmaz, görüntü bazı doğrultularda bulanık ya da çarpık olur. Silindirik mercekle düzeltilir.
- Presbiyopi (yaşlılık hipermetropisi): Yaş ilerledikçe göz merceği esnekliğini kaybeder ve yakına bakarken yeterince kalınlaşamaz. Kırk yaş civarından sonra yakını okumak zorlaşır; yakın için ince kenarlı mercekli okuma gözlüğü kullanılır.
- Şaşılık: Göz kaslarının uyumlu çalışmaması sonucu iki gözün aynı noktaya bakamamasıdır. Çocuklukta erken tedavi edilmezse kayan gözün görme gücü gelişmeyebilir.
- Renk körlüğü: Koni hücrelerindeki renk pigmentlerinden birinin eksik ya da kusurlu olmasından kaynaklanır; en sık görülen biçiminde kırmızı ve yeşil renkler karıştırılır. Kalıtım konusunda gördüğün gibi X kromozomuna bağlı çekinik bir alelle aktarılır. Normal görme \(X^{R}\), renk körlüğü \(X^{r}\) ile gösterilir. Erkekler tek X taşıdığı için tek bir \(X^{r}\) aleli renk körlüğü için yeterlidir; kadınların ise iki \(X^{r}\) taşıması gerekir. Bu yüzden renk körlüğü erkeklerde çok daha sık görülür. Renk körlüğü gözlükle düzeltilen bir mercek kusuru değildir.
- Katarakt: Göz merceğinin saydamlığını yitirip bulanıklaşmasıdır. Işık ağ tabakaya yeterince ulaşamaz, görme sisli ve bulanık olur. Çoğunlukla yaşla ortaya çıkar; güneşin morötesi ışınları, diyabet ve sigara riski artırır. Tedavisi ameliyatla bulanık merceğin çıkarılıp yerine yapay mercek takılmasıdır.
- Glokom (göz tansiyonu): Ön oda sıvısının dışarı akışı engellenince sıvı birikir ve göz içi basıncı yükselir. Yüksek basınç ağ tabakaya ve görme sinirine zarar verir; tedavi edilmezse kalıcı görme kaybına yol açabilir. Uzun süre belirti vermeden ilerleyebildiği için düzenli göz muayenesinde göz içi basıncının ölçülmesi önemlidir.
Kulağın yapısı
Kulak hem işitme hem de denge organıdır ve üç bölümden oluşur.
Dış kulak: Kıkırdak destekli kulak kepçesi ses dalgalarını toplayıp dış kulak yoluna yönlendirir. Dış kulak yolundaki kıllar ve kulak kiri bezlerinin salgısı tozları ve küçük canlıları tutar. Dış kulak yolunun sonunda, dış kulağı orta kulaktan ayıran ince kulak zarı bulunur.
Orta kulak: Kafatası kemiği içinde, hava dolu küçük bir boşluktur. İçinde vücudun en küçük kemikleri olan çekiç, örs ve üzengi zincir oluşturur. Çekiç kulak zarına, üzengi iç kulağın girişindeki oval pencereye bağlıdır. Kemikçikler kulak zarının titreşimini iç kulağa iletir ve güçlendirir; çünkü kulak zarının yüzeyi oval pencereden çok büyüktür ve titreşimin enerjisi küçük bir alana toplanır. Orta kulağı yutağa bağlayan östaki borusu, yutkunurken ya da esnerken açılarak orta kulaktaki hava basıncını dış ortamın basıncına eşitler. Böylece kulak zarının iki yanındaki basınç eşit olur ve zar serbestçe titreşir. Boğazdaki enfeksiyonlar bu boru yoluyla orta kulağa geçebilir; çocuklarda östaki borusu daha kısa ve daha yatay olduğu için orta kulak iltihabı daha sık görülür.
İç kulak: Kafatası kemiğinin içine oyulmuş, içi sıvı dolu kanallardan oluşur. İki ayrı göreve sahiptir:
- Salyangoz: İşitme organıdır. İçindeki korti organında ses titreşimlerini algılayan tüylü reseptör hücreler (mekanoreseptörler) bulunur.
- Yarım daire kanalları, tulumcuk ve kesecik: Denge organlarıdır. Üç yarım daire kanalı birbirine dik düzlemlerde durur ve başın dönme hareketlerini algılar. Tulumcuk ve kesecik, başın yer çekimine göre konumunu ve doğrusal hızlanmaları (asansörün kalkması, aracın hızlanması) algılar.
İşitme ve dengeyle ilgili impulslar, birlikte işitme ve denge siniri olarak beyne giden sinir lifleriyle taşınır.
İşitme olayı
İşitme, havadaki titreşimlerin adım adım sıvı titreşimine ve sonunda impulsa dönüşmesidir:
- Ses dalgaları kulak kepçesiyle toplanır ve dış kulak yolundan geçerek kulak zarını titreştirir.
- Kulak zarının titreşimi sırasıyla çekiç, örs ve üzengiye geçer; üzengi oval pencereyi titreştirir.
- Oval pencerenin titreşimi salyangozdaki sıvıda basınç dalgaları oluşturur.
- Sıvının hareketi korti organındaki tüylü hücrelerin tüylerini büker; tüylü hücreler uyarılır ve bağlı oldukları duyu nöronlarında impuls oluşur.
- İmpulslar işitme siniriyle beynin şakak lobundaki işitme merkezine ulaşır ve ses burada algılanır.
Sıvı sıkıştırılamaz; oval pencere içeri itildiğinde salyangozun öbür ucundaki yuvarlak pencere zarı dışarı doğru esneyerek basıncı dengeler. Salyangozun farklı bölgelerindeki tüylü hücreler farklı frekanslara duyarlıdır: tiz sesler salyangozun tabanına yakın, pes sesler tepesine yakın hücreleri daha çok uyarır. Sesin şiddeti arttıkça daha çok tüylü hücre uyarılır ve impuls frekansı artar. İnsan kulağı yaklaşık 20 ile 20 000 Hz arasındaki sesleri duyabilir; yaş ilerledikçe önce tiz seslere duyarlılık azalır.
Denge
Yarım daire kanalları dönme hareketlerini algılar. Her kanalın tabanındaki genişlemiş kısımda tüyleri jelatinimsi bir kütleye gömülü tüylü hücreler bulunur. Baş dönmeye başladığında kanallar başla birlikte döner, içlerindeki sıvı ise eylemsizlik nedeniyle bir süre geride kalır. Sıvının bu göreli hareketi tüylü hücrelerin tüylerini büker ve impuls oluşur. Üç kanal birbirine dik düzlemlerde olduğu için başımız hangi yöne dönerse dönsün en az bir kanal uyarılır. Bir dönme oyuncağından indiğimizde dünyanın dönmeye devam ediyormuş gibi gelmesinin nedeni, dönme durduktan sonra kanallardaki sıvının bir süre daha hareket etmesidir.
Tulumcuk ve kesecik, başın konumunu ve doğrusal hareketleri algılar. Buradaki tüylü hücrelerin üstünde jelatinimsi bir tabaka ve bu tabakaya gömülü kalsiyum karbonat kristalleri (kulak taşları) bulunur. Baş eğildiğinde ya da asansör aniden kalktığında kristallerin ağırlığı ve eylemsizliği jelatinimsi tabakayı kaydırır, tüyler bükülür ve impuls oluşur.
Denge ile ilgili impulslar beyin sapına ve beyinciğe iletilir. Beyincik bu bilgiyi gözlerden ve kaslardan gelen bilgiyle birleştirerek vücudun dengesini sağlar. Taşıt tutmasının, gözlerin bildirdiği hareketle iç kulağın bildirdiği hareketin birbirini tutmamasından kaynaklandığı düşünülür.
Burun ve koku
Koku reseptörleri, burun boşluğunun üst kısmındaki küçük bir alanda, koku epitelinde bulunur. Koku epitelinde koku reseptör hücreleri, destek hücreleri ve mukus salgılayan bezler yer alır. Koku reseptör hücreleri özelleşmiş nöronlardır; burun boşluğuna bakan uçlarındaki sil benzeri uzantılar mukus tabakasına uzanır, öbür uçlarındaki aksonlar kafatasındaki kalbur kemiğinin deliklerinden geçerek koku soğancığına ulaşır.
Havayla gelen koku molekülleri önce mukusta çözünür, sonra reseptör hücrelerinin sillerindeki reseptör proteinlerine bağlanır. Reseptör hücresinde impuls oluşur; impuls koku soğancığından koku siniriyle beyindeki koku merkezine iletilir ve koku burada algılanır. Sakin solunumda havanın büyük kısmı burun boşluğunun alt kısmından geçer; bir şeyi koklamak için kısa ve hızlı nefes aldığımızda daha çok molekül üstteki koku epiteline ulaşır.
Koku reseptörleri hızlı uyum gösterir; uzun süre aynı ortamda kalan kişi ortamın kokusunu fark etmez olur. İnsan binlerce farklı kokuyu ayırt edebilir. Koku duyusu tat duyusuyla sıkı bağlantılıdır: yediğimiz bir yiyeceğin "lezzeti" dediğimiz şeyin önemli bir kısmı aslında ağızdan burun boşluğuna yükselen kokudan gelir. Nezle olduğumuzda yemeklerin tatsız gelmesinin nedeni, tat tomurcuklarının değil koku epitelinin işlevinin bozulmasıdır.
Dil ve tat
Dil, iskelet kasından yapılmış, yüzeyi çok katlı epitelle örtülü bir organdır; çiğneme, yutma ve konuşmada da görev alır. Dilin üst yüzeyindeki küçük çıkıntılara papilla denir. Tat reseptörleri, bazı papillaların yüzeyinde ve yan duvarlarında bulunan tat tomurcuklarındadır; papillaların en kalabalık türü olan ince ipliksi papillalarda ise tat tomurcuğu yoktur, bu papillalar dile pürüzlü yüzeyini verir. Daha az sayıda tat tomurcuğu damakta ve yutakta da bulunur.
Bir tat tomurcuğu, fıçı biçiminde dizilmiş tat reseptör hücreleri ile destek hücrelerinden oluşur. Tomurcuğun epitel yüzeyine açılan küçük deliğine tat gözeneği denir. Reseptör hücrelerinin tat gözeneğine uzanan ince uzantıları, çözünmüş maddelerle temas eder. Tat reseptör hücreleri nöron değildir; uyarıldıklarında tomurcuğun tabanındaki duyu nöronlarını uyarırlar ve impuls tat sinirleriyle beyne taşınır. Reseptör hücreleri kısa ömürlüdür ve sürekli yenilenir.
Bir maddenin tadının alınabilmesi için önce tükürükte çözünmesi gerekir; tamamen kuru bir dille kuru şekerin tadını almak zordur. Beş temel tat vardır:
- Tatlı: şekerler; vücut için enerji kaynağının habercisidir.
- Tuzlu: başta \(\text{Na}^{+}\) iyonu olmak üzere tuzlar.
- Ekşi: asitlerin \(\text{H}^{+}\) iyonları; limon, sirke, bozulmuş besinler.
- Acı: birçok bitki bileşiği ve zehirli madde; acı tadı, zararlı olabilecek besinleri fark etmemizi sağlar.
- Umami: glutamat adlı amino asidin tadı; et suyu, olgun domates, peynir ve mantarda belirgindir.
Tat tomurcuğu bulunan her bölge beş temel tadın hepsini algılayabilir. Dilin bölgelere ayrılıp "uç tatlıyı, arka acıyı alır" diye gösterildiği eski şemalar yanlıştır; bölgeler arasında yalnızca küçük duyarlılık farkları vardır.
Deri ve deri duyuları
Deri vücudun en büyük organıdır. Vücudu mikroplara, mekanik etkilere ve su kaybına karşı korur, ter bezleriyle vücut sıcaklığının düzenlenmesine katılır, güneş ışığı yardımıyla D vitamini yapımında görev alır ve içerdiği reseptörlerle dış dünyayı algılamamızı sağlar. Deri iki katmandan oluşur; altında deri altı dokusu bulunur.
- Epidermis (üst deri): Çok katlı yassı epitelden oluşur ve kan damarı içermez; beslenmesini alttaki dermisten difüzyonla sağlar. En dıştaki hücreler keratinle dolmuş ölü hücrelerdir; sürekli dökülür ve alttan bölünen hücrelerle yenilenir. Alt katmanlarda deriye rengini veren melanin pigmentini üreten hücreler bulunur; melanin, morötesi ışınların zararını azaltır.
- Dermis (alt deri): Bağ dokusundan oluşur. Kan damarları, sinirler, deri reseptörlerinin çoğu, ter bezleri, yağ bezleri ve kıl kökleri buradadır. Dermisin epidermise doğru uzanan çıkıntıları iki katmanı birbirine sıkıca bağlar; parmak izlerimiz bu çıkıntıların yüzeydeki izidir.
- Deri altı yağ dokusu: Isı yalıtımı yapar, enerji depolar ve darbelere karşı tampon görevi görür.
Deride farklı uyarılara duyarlı reseptörler farklı derinliklerde yerleşmiştir:
- Serbest sinir uçları: Dallanmış, kılıfsız duyu nöronu uçlarıdır; epidermisin içine kadar uzanır. Ağrıyı ve sıcaklık değişimini (sıcak ve soğuk) algılar.
- Meissner cisimcikleri: Dermisin epidermise yakın çıkıntılarında bulunur; hafif dokunmayı algılar. Parmak uçlarında, avuç içinde ve dudaklarda çok sayıdadır.
- Pacini cisimcikleri: Soğan katmanlarını andıran yapıdaki büyük reseptörlerdir; dermisin derin kısmında ve deri altında bulunur, basıncı ve titreşimi algılar.
Deri reseptörleri vücudun her yerinde eşit sıklıkta değildir. Parmak ucu, dudak ve dil ucunda reseptörler çok sık, sırtta ve ön kolda seyrektir. Bunu basit bir deneyle görebilirsin: bir pergelin iki ucunu gözleri kapalı bir arkadaşının parmak ucuna dokundurduğunda uçlar birbirine çok yakın olsa da iki nokta hisseder; sırtında ise uçlar birkaç santimetre aralıklı olduğu hâlde tek nokta hissedebilir. İki noktanın ayrı hissedildiği en küçük uzaklık ne kadar küçükse, o bölgede reseptörler o kadar sıktır ve beyindeki temsil alanı o kadar geniştir. Deriden gelen impulslar beyin sapı ve talamus üzerinden beynin yan kafa lobuna ulaşır; gövdeden ve kollardan gelenler önce omuriliğe girer.
Duyu organlarının sağlığı
- Göz: Okurken ve çalışırken ortam yeterince ve gölgesiz aydınlatılmalı, ekrana uzun süre bakılırken düzenli aralarla uzağa bakılarak kirpiksi kaslar dinlendirilmelidir. Güneşli havada morötesi ışınları süzen güneş gözlüğü kullanmak kataraktın ve ağ tabaka hasarının riskini azaltır. A vitamini yönünden zengin beslenmek (karaciğer, yumurta, süt ürünleri, havuç gibi karoten içeren sebzeler) gece görmesi için önemlidir. Göze kaçan yabancı cisim ovalanmamalı, gözler kirli elle kaşınmamalı, düzenli göz muayenesi yaptırılmalıdır.
- Kulak: Yüksek ses, korti organındaki tüylü hücrelere zarar verir; bu hücreler yenilenmediği için oluşan işitme kaybı kalıcıdır. Kulaklıkla yüksek sesle uzun süre müzik dinlenmemeli, gürültülü işlerde kulak koruyucu kullanılmalıdır. Kulak çöpü kulak kirini içeri iterek tıkaca yol açabilir ve kulak zarına zarar verebilir; dış kulak yolu kendini temizler.
- Burun ve dil: Sigara dumanı koku ve tat duyularını zayıflatır. Nezle ve alerjilerde burun mukusunun artması koku almayı geçici olarak azaltır. Çok sıcak içecekler dildeki reseptörlere zarar verebilir; ağız ve diş temizliği tat alma için de önemlidir.
- Deri: Güneşin morötesi ışınları güneş yanığına ve uzun vadede deri kanserine yol açabilir; uzun süre güneşte kalırken koruyucu krem, şapka ve gölge tercih edilmelidir. Deri temiz tutulmalı, yaralar mikroptan korunmalıdır.
Formüller
Çözümlü örnekler
Aşağıdaki uyarıları algılayan reseptörlerin türünü yazınız: (a) yemeğin tuzlu tadı, (b) iç kulaktaki sıvının ses titreşimiyle hareket etmesi, (c) güneşte ısınmış kumun sıcaklığı, (d) gece gökyüzündeki sönük bir yıldızın ışığı, (e) parmağa batan bir dikenin verdiği zarar.
- (a) Tuzun tadı tükürükte çözünmüş iyonlarla alınır; kimyasal uyarı olduğu için kemoreseptördür.
- (b) Sıvının hareketi korti organındaki tüylü hücrelerin tüylerini büker; mekanik uyarıdır, mekanoreseptördür.
- (c) Sıcaklık değişimini termoreseptörler algılar. (d) Işık fotoreseptörleri uyarır; loş ışık olduğu için çubuk hücreleri iş başındadır.
- (e) Dokuya zarar veren uyarıyı ağrı reseptörleri (serbest sinir uçları) algılar.
Cevap: (a) kemoreseptör, (b) mekanoreseptör, (c) termoreseptör, (d) fotoreseptör, (e) ağrı reseptörü
Bir öğrencinin yakınında bir araç korna çalıyor. Aşağıdaki olaylar karışık verilmiştir: K: İşitme sinirinde impuls iletilir. L: Korti organındaki tüylü hücreler uyarılır. M: Beynin şakak lobunda ses algılanır. N: Salyangozdaki sıvı titreşir. P: Kulak zarı titreşir. Olayların doğru sırası nedir?
- Uyarı önce dış kulaktan geçer ve kulak zarını titreştirir (P). Titreşim kemikçikler ve oval pencere yoluyla salyangoz sıvısına geçer (N).
- Sıvının hareketi korti organındaki reseptör hücreleri uyarır (L); burada impuls oluşur.
- İmpuls işitme siniriyle taşınır (K) ve şakak lobunda duyu oluşur (M).
Cevap: P → N → L → K → M
Bir kişi parfüm sürüp kapalı bir odada oturuyor. Birkaç dakika sonra parfümün kokusunu fark etmez oluyor; odaya yeni giren arkadaşı ise kokuyu hemen fark ediyor. Aynı kişinin ayağına ağır bir kutu düştüğünde ise ağrı dakikalarca azalmadan sürüyor. Bu iki durumu açıklayınız.
- Odadaki parfüm kokusu değişmediği hâlde kişinin koku reseptörleri sabit uyarıya karşı giderek daha az impuls üretir; bu, reseptörlerde uyumdur. Arkadaşının reseptörleri bu uyarıyla yeni karşılaştığı için yüksek frekansta impuls üretir.
- Koku molekülleri odada olduğu sürece uyarı devam eder; kokunun fark edilmemesi uyarının kaybolmasından değil, reseptörün yanıtının azalmasındandır.
- Ağrı reseptörleri çok az uyum gösterir ya da hiç göstermez; bu yüzden zarar veren etken sürdükçe ağrı hissi devam eder. Bu durum vücudu korur.
Cevap: Koku reseptörlerinde uyum görülür; ağrı reseptörlerinde uyum çok azdır ya da yoktur
Güneşli bir öğle vakti sinema salonuna giren bir kişi önce koltukları göremiyor, birkaç dakika sonra çevreyi seçmeye başlıyor ama renkleri ayırt edemiyor. Bu süreçte göz bebeğinde ve ağ tabakada neler olur?
- Loş ortamda iristeki kasların etkisiyle göz bebeği büyür; göze giren ışık miktarı artar.
- Güneşli ortamda çubuk hücrelerindeki rodopsinin çoğu ışıkla parçalanmıştır. Karanlıkta opsin ve A vitamininden yapılan retinal yeniden birleşir, rodopsin birikir ve çubuklar duyarlılık kazanır.
- Loş ışıkta görmeyi çubuk hücreleri sağlar. Çubuklar renkleri ayırt etmez; koniler ise bu kadar az ışıkta yeterince uyarılamaz. Bu yüzden kişi şekilleri görür, renkleri seçemez.
Cevap: Göz bebeği büyür; rodopsin yeniden oluşur ve görmeyi çubuk hücreleri sağlar, renkler ayırt edilemez
Masasında kitap okuyan bir öğrenci başını kaldırıp pencereden uzaktaki bir dağa bakıyor. Gözünde kirpiksi kaslar, askı bağları ve göz merceği nasıl değişir?
- Kitap okurken yakına bakıyordu: kirpiksi kaslar kasılı, askı bağları gevşek, mercek kalındı.
- Uzağa bakınca görüntünün ağ tabakaya düşmesi için merceğin ışığı daha az kırması gerekir.
- Bunun için kirpiksi kaslar gevşer, kas halkası genişler, askı bağları gerilir ve merceği çekerek inceltir.
Cevap: Kirpiksi kaslar gevşer, askı bağları gerilir, mercek incelir ve kırıcılığı azalır
On beş yaşındaki Ali'nin gözlük reçetesinde "−2,5 diyoptri", aynı yaştaki Ayşe'nin reçetesinde "+2 diyoptri" yazıyor. Kimin hangi göz kusuru vardır, gözlük camlarının türü ve odak uzaklıkları nedir?
- \(f = \frac{1}{P}\): Ali için \(f = \frac{1}{-2{,}5} = -0{,}4\) m, Ayşe için \(f = \frac{1}{2} = 0{,}5\) m.
- Odak uzaklığı eksi olan mercek ışınları dağıtan kalın kenarlı mercektir. Işınların dağıtılması gereken göz, görüntüyü ağ tabakanın önünde oluşturan miyop gözdür.
- Odak uzaklığı artı olan mercek ince kenarlıdır; görüntüyü ağ tabakanın arkasında oluşturan göz hipermetroptur. Ayşe on beş yaşında olduğu için presbiyopi beklenmez.
Cevap: Ali miyop, kalın kenarlı mercek, 40 cm; Ayşe hipermetrop, ince kenarlı mercek, 50 cm
Gece gökyüzünde çok sönük bir yıldıza doğrudan bakan bir kişi yıldızı göremiyor, gözünü biraz yana çevirince görebiliyor. Gündüz ise küçük yazıları ancak doğrudan bakarak okuyabiliyor. Bu gözlemleri açıklayınız.
- Doğrudan bakılan cismin görüntüsü sarı beneğe düşer. Sarı benekte koni hücreleri çok yoğun, çubuk hücreleri yok denecek kadar azdır.
- Sönük yıldızın ışığı konileri uyaracak kadar güçlü değildir; sarı beneğe düştüğünde algılanamaz. Göz yana çevrilince görüntü çubukların yoğun olduğu bölgeye düşer ve çubuklar az ışıkla uyarılır.
- Gündüz bol ışıkta ayrıntıyı koniler algılar; küçük yazıların en net görüntüsü konilerin yoğun olduğu sarı benekte oluşur.
Cevap: Sarı benekte çubuk yoktur; yana bakınca görüntü çubukların yoğun olduğu bölgeye düşer. Ayrıntı ise konilerle sarı benekte görülür
Bir yolcu, inişe geçen uçakta kulaklarında dolgunluk ve ağrı hissediyor; yutkunduğunda ya da sakız çiğnediğinde rahatlıyor. Bunun nedeni nedir?
- İnişte kabin basıncı artar. Orta kulak kapalı bir hava boşluğu olduğundan içindeki basınç bir süre düşük kalır.
- Dış kulak yolundaki basınç orta kulaktakinden büyük olunca kulak zarı içe doğru itilir, gerilir ve iyi titreşemez; dolgunluk ve ağrı hissedilir.
- Yutkunma ve çiğneme östaki borusunun açılmasını sağlar. Yutaktan orta kulağa hava geçer, basınç eşitlenir ve kulak zarı normal konumuna döner.
Cevap: Orta kulak ile dış ortamın basıncı farklıdır; yutkununca açılan östaki borusu basıncı eşitler
Normal görüşlü bir kadın ile renk körü bir erkeğin ilk çocukları renk körü bir kızdır. Bu çiftin doğacak ikinci çocuğunun renk körü bir erkek olma olasılığı kaçtır? Renk körlüğünde hangi hücrelerde kusur vardır?
- Renk körü kız \(X^{r}X^{r}\)'dir; bir \(X^{r}\)'yi babadan, diğerini anneden almıştır. Normal görüşlü anne bu yüzden taşıyıcıdır: \(X^{R}X^{r}\).
- Çocuğun erkek olması için babadan Y gelmelidir (olasılık \(\frac{1}{2}\)); erkek çocuk renk körü olacaksa anneden \(X^{r}\) almalıdır (olasılık \(\frac{1}{2}\)).
- Olasılık \(\frac{1}{2} \cdot \frac{1}{2} = \frac{1}{4}\). Renk körlüğü, ağ tabakadaki koni hücrelerinin renk pigmentlerindeki kusurdan kaynaklanır.
Cevap: \(\frac{1}{4}\); koni hücreleri
Sık yapılan hatalar
- Duyunun reseptörde oluştuğunu sanmak. Reseptör yalnızca uyarıyı impulsa çevirir; duyu, impuls beyindeki ilgili merkeze ulaşınca oluşur.
- Yakına bakarken kirpiksi kasların gevşediğini düşünmek. Yakına bakarken kaslar kasılır, askı bağları gevşer ve mercek kalınlaşır.
- Miyopi ile hipermetropinin merceklerini karıştırmak. Görüntü ağ tabakanın önündeyse (miyopi) kalın kenarlı, arkasındaysa (hipermetropi) ince kenarlı mercek gerekir.
- Sarı benekte çubuk hücrelerinin de yoğun olduğunu sanmak. Sarı benekte koniler yoğundur; çubuk hücreleri yok denecek kadar azdır. Kör noktada ise hiç fotoreseptör yoktur.
- Işığın ağ tabakada önce çubuk ve konilere ulaştığını düşünmek. Işık önce ganglion ve bipolar nöronlardan geçer; impuls ters yönde ilerler.
- Kulak zarının ya da kemikçiklerin ses reseptörü olduğunu sanmak. İşitme reseptörleri korti organındadır; dış ve orta kulak titreşimi yalnızca iletir.
- Dengeyi salyangoza, işitmeyi yarım daire kanallarına bağlamak. Salyangoz işitme, yarım daire kanalları ile tulumcuk ve kesecik dengeyle ilgilidir.
- Acı biberin yakıcılığını temel tatlardan biri saymak ya da dilin her bölgesinin farklı tadı aldığını düşünmek. Beş temel tat, tat tomurcuğu bulunan her bölgede algılanır.
Koklear implant, iç kulaktaki tüylü hücreleri hasar gördüğü için hiç ya da çok az duyan kişilere işitme kazandıran bir cihazdır. Kulak arkasına takılan bir mikrofon sesi alır, bir işlemci sesi elektrik sinyallerine dönüştürür ve salyangozun içine yerleştirilen ince elektrotlar işitme sinirini doğrudan uyarır. Yani cihaz, çalışmayan reseptörlerin yerini alır; işitme sinirinin ve beyindeki işitme merkezinin sağlam olması gerekir. Elektrotlar salyangoz boyunca dizildiği için farklı frekanslar salyangozun farklı bölgelerine iletilir, tıpkı sağlıklı kulakta olduğu gibi. Türkiye'de de işitme engelli doğan bebeklere yeni doğan tarama programında yapılan işitme testiyle erken tanı konmakta ve uygun bebeklere erken yaşta koklear implant uygulanmaktadır. Erken yaşta takılan implant, çocuğun konuşmayı öğrenmesini büyük ölçüde kolaylaştırır.
Konu testi
27 soru. Bir seçeneğe dokun; doğru cevap ve çözüm hemen açılır.
Aşağıdaki reseptör-uyarı eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?
Başın dönme hareketini yarım daire kanallarındaki tüylü hücreler algılar; bunlar mekanoreseptördür. Işık fotoreseptörleri, koku molekülleri kemoreseptörleri, sıcaklık değişimi termoreseptörleri, iç kulak sıvısının hareketi mekanoreseptörleri uyarır.
Ağ tabakada bulunan, parlak ışıkta renkli görmeyi sağlayan ve sarı benekte yoğun olarak bulunan hücreler aşağıdakilerden hangisidir?
Koni hücreleri parlak ışıkta çalışır, renkleri ve ayrıntıyı algılar; sarı benekte çok yoğundur. Çubuk hücreleri loş ışıkta siyah-beyaz görmeyi sağlar ve sarı benekte yok denecek kadar azdır. Bipolar ve ganglion nöronları impulsu iletir, pigmentli hücreler ışığın yansımasını önler; bunlar fotoreseptör değildir.
Orta kulağı yutağa bağlayan ve kulak zarının iki yanındaki hava basıncını eşitleyen yapı aşağıdakilerden hangisidir?
Östaki borusu yutkunurken açılarak orta kulaktaki hava basıncını dış ortamın basıncına eşitler. Dış kulak yolu sesi kulak zarına iletir; salyangoz işitme, yarım daire kanalları denge organıdır; oval pencere titreşimi iç kulağa aktaran zardır.
Aşağıdakilerden hangisi beş temel tattan biri değildir?
Temel tatlar tatlı, tuzlu, ekşi, acı ve umamidir. Acı biberdeki kapsaisin tat reseptörlerini değil, ağızdaki ağrı ve sıcaklık reseptörlerini uyarır; yakıcılık bir tat değildir.
Derinin yapısıyla ilgili
- I.Epidermiste kan damarı bulunmaz.
- II.Ter bezleri ve kıl kökleri dermiste bulunur.
- III.Basıncı algılayan Pacini cisimcikleri epidermisin en üstteki ölü hücre katmanında bulunur.
ifadelerinden hangileri doğrudur?
Epidermis damarsızdır, beslenmesini dermisten difüzyonla sağlar. Ter bezleri, yağ bezleri ve kıl kökleri dermistedir. Pacini cisimcikleri dermisin derin kısmında ve deri altında bulunur; epidermisin ölü hücre katmanında reseptör yoktur. III yanlıştır.
Göze gelen ışığın ağ tabakada oluşturduğu impulsların değerlendirildiği ve görme duyusunun oluştuğu yer aşağıdakilerden hangisidir?
Duyu, impuls beyindeki ilgili merkeze ulaştığında oluşur; görme merkezi art kafa lobundadır. Ağ tabaka ve sarı benek uyarıyı alır, görme siniri impulsu taşır; beyincik dengeyle ilgilidir.
Şekilde bir gözün kesiti verilmiş, bazı yapılar harflerle gösterilmiştir.
Bu yapılarla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
S görme sinirinin gözden çıktığı kör noktadır; burada hiç fotoreseptör yoktur. K kornea, L iris, M göz merceği, R sarı benektir; bu yapılar için verilen bilgiler doğrudur.
Şekilde bir gözün kesiti verilmiş, bazı yapılar harflerle gösterilmiştir.
Glokomda (göz tansiyonu) birikerek göz içi basıncını artıran sıvının bulunduğu bölüm ile katarakta saydamlığını yitiren yapı sırasıyla hangi harflerle gösterilmiştir?
Glokomda ön oda sıvısının akışı engellenir ve sıvı birikir; ön oda P ile gösterilmiştir. Katarakt göz merceğinin bulanıklaşmasıdır; mercek M'dir. Doğru sıra P ve M'dir.
Uzaktaki bir ağaca bakan bir kişi, elindeki kitabı okumaya başlıyor. Bu sırada kişinin gözünde
- I.Kirpiksi kaslar kasılır.
- II.Askı bağları gerilir.
- III.Göz merceği kalınlaşır ve ışığı daha çok kırar.
olaylarından hangileri gerçekleşir?
Yakına bakarken kirpiksi kaslar kasılır, kas halkası daralır ve askı bağları gevşer; II yanlıştır. Gerginliği azalan esnek mercek kalınlaşır, kırma gücü artar ve yakındaki cismin görüntüsü ağ tabakaya düşer.
Parlak ışıkta kırmızı bir elmaya bakan bir kişide elmanın rengiyle ilgili impulsun izlediği yol aşağıdakilerden hangisinde doğru verilmiştir?
Rengi koni hücreleri algılar; impuls koniden bipolar nörona, oradan ganglion nöronuna geçer. Ganglion nöronlarının aksonları görme sinirini oluşturur ve impuls art kafa lobundaki görme merkezine ulaşır. Işık ağ tabakayı ters yönde geçer ama impulsun yönü bu sıradadır.
Şekilde X ve Y gözlerinde uzaktaki bir cisimden gelen ışınların izlediği yol gösterilmiştir.
X ve Y gözlerindeki kusur ve bu kusuru düzeltmek için kullanılması gereken mercek aşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiştir?
X gözünde görüntü ağ tabakanın arkasında oluşur; bu hipermetropidir ve ışınları önceden biraz toplayan ince kenarlı mercekle düzeltilir. Y gözünde görüntü ağ tabakanın önünde oluşur; bu miyopidir ve ışınları biraz dağıtan kalın kenarlı mercekle düzeltilir.
Şekilde bir kulağın kesiti verilmiş, bazı yapılar harflerle gösterilmiştir.
Ses dalgalarının oluşturduğu titreşimin dış ortamdan iç kulaktaki işitme reseptörlerine ulaşıncaya kadar geçtiği yapıların sırası aşağıdakilerden hangisidir?
Ses dalgaları dış kulak yolundan (R) geçip kulak zarını (K) titreştirir; titreşim kemikçikler (L) yoluyla salyangoza (N) iletilir. Östaki borusu (P) basıncı eşitler, yarım daire kanalları (M) dengeyle ilgilidir; ses titreşimi bu yapılardan geçmez.
Şekilde bir kulağın kesiti verilmiş, bazı yapılar harflerle gösterilmiştir.
Bu yapılarla ilgili
- I.M'deki tüylü hücreler başın dönme hareketlerini algılar.
- II.N'de ses titreşimlerini impulsa çeviren reseptörler bulunur.
- III.P, salyangozdaki sıvının basıncını dengeleyen zardır.
ifadelerinden hangileri doğrudur?
M yarım daire kanallarıdır ve dönme hareketlerini algılar. N salyangozdur; ses titreşimini impulsa çeviren tüylü hücreler buradaki korti organındadır. P östaki borusudur; orta kulağı yutağa bağlayarak kulak zarının iki yanındaki hava basıncını eşitler. Salyangoz sıvısının basıncını dengeleyen zar yuvarlak penceredir; III yanlıştır.
Grafikte, sabit şiddette bir uyarı uygulanırken X ve Y reseptörlerinden çıkan duyu nöronlarında ölçülen impuls frekansının zamanla değişimi gösterilmiştir.
Bu grafiğe göre
- I.X reseptöründe uyum görülmektedir.
- II.Y'nin davranışı bir ağrı reseptöründen beklenen davranışla uyumludur.
- III.X'teki impuls frekansının azalması, uyarı şiddetinin zamanla azaldığını gösterir.
ifadelerinden hangileri doğrudur?
Uyarı şiddeti sabit kaldığı hâlde X'in impuls frekansı zamanla azalıyor; bu uyumdur. Frekanstaki düşüş reseptörün yanıtından kaynaklanır, uyarıdan değil; III yanlıştır. Y'nin frekansı uyarı süresince değişmiyor, yani Y uyum göstermiyor. Ağrı reseptörleri çok az uyum gösterir ya da hiç göstermez; II doğrudur.
Grafikte, aydınlık bir ortamdan karanlık bir odaya giren bir kişide gözün ışığa duyarlılığının zamanla değişimi gösterilmiştir.
Bu grafik ve bilgilere göre
- I.Karanlıkta geçen süre arttıkça göz ışığa daha duyarlı hâle gelir.
- II.Duyarlılıktaki artışta çubuk hücrelerinde rodopsinin yeniden oluşmasının payı vardır.
- III.A vitamini eksikliği olan bir kişide aynı sürede daha yüksek duyarlılığa ulaşılması beklenir.
ifadelerinden hangileri doğrudur?
Eğri 40 dakika boyunca sürekli yükseliyor; karanlıkta kalındıkça duyarlılık artıyor. Karanlıkta opsin ve retinal birleşerek rodopsin yeniden oluşur ve çubuklar duyarlılık kazanır. Retinal A vitamininden yapılır; A vitamini eksikliğinde rodopsin yeterince oluşamaz ve duyarlılık daha düşük kalır. III yanlıştır.
Bir deneyde gözleri kapalı öğrencilerin farklı vücut bölgelerine bir pergelin iki ucu aynı anda dokundurulmuş ve iki ucun iki ayrı nokta olarak hissedildiği en küçük uzaklık ölçülmüştür.
| Vücut bölgesi | En küçük uzaklık (mm) |
|---|---|
| Parmak ucu | 2 |
| Dudak | 4 |
| Avuç içi | 10 |
| Ön kol | 35 |
| Sırt | 40 |
Bu sonuçlara göre aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
İki noktanın ayrı hissedildiği uzaklık ne kadar küçükse reseptörler o kadar sıktır. Parmak ucunda bu uzaklık 2 mm, sırtta 40 mm'dir. Sırtta da uçlar 40 mm aralıkla ayrı hissedildiğine göre reseptör vardır. Ön kolun ve avuç içinin değerleri dudağınkinden ve parmak ucununkinden büyüktür; uçlar uzaklaştıkça ayrı hissedilme kolaylaşır.
Koku alma duyusuyla ilgili
- I.Koku molekülleri burun boşluğunun üst kısmındaki mukusta çözünerek reseptörleri uyarır.
- II.Uzun süre aynı kokunun bulunduğu bir ortamda kalan kişinin koku reseptörlerinde uyum görülür.
- III.Burun tıkalıyken yemeklerin lezzetinin azalması, tat tomurcuklarının işlevini yitirmesinden kaynaklanır.
ifadelerinden hangileri doğrudur?
Koku epiteli burun boşluğunun üst kısmındadır; koku molekülleri önce mukusta çözünür. Koku reseptörleri hızlı uyum gösterir. Burun tıkalıyken tat tomurcukları çalışmaya devam eder; lezzetin azalması koku bilgisinin eksik kalmasındandır. III yanlıştır.
Gözleri kapalı öğrencilere rendelenmiş elma ve rendelenmiş çiğ patates karışık sırayla tattırılmış, her seferinde hangisini yedikleri sorulmuştur. Deney önce burun açıkken, sonra burun bir mandalla kapatılarak tekrarlanmıştır.
| Durum | Doğru cevap oranı (%) |
|---|---|
| Burun açık | 96 |
| Burun kapalı | 52 |
Bu deneyin sonucuna göre aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
İki seçenek arasında rastgele tahmin yapan biri yaklaşık %50 doğru cevap verir. Burun kapalıyken oran %52'ye inmiş, yani öğrenciler elma ile patatesi neredeyse ayırt edememiştir. Burun açıkken oran %96'dır; aradaki farkı koku bilgisi sağlamıştır. Deney tat tomurcuklarının durduğunu, tükürüğün kesildiğini ya da yalnız dokunmanın kullanıldığını göstermez.
Normal görüşlü bir anne ve babanın ilk çocuğu renk körü bir oğuldur. Bu oğul büyüyüp babası renk körü olan, normal görüşlü bir kadınla evleniyor. Bu çiftin doğacak çocuğunun renk körü bir kız olma olasılığı kaçtır?
Oğul renk körü olduğu için \(X^{r}Y\)'dir. Kadın normal görüşlüdür ve babasından \(X^{r}\) almıştır: \(X^{R}X^{r}\). Kız çocuk babadan her zaman \(X^{r}\) alır. Renk körü olması için anneden de \(X^{r}\) almalıdır: \(\frac{1}{2}\). Çocuğun kız olma olasılığı \(\frac{1}{2}\) olduğundan sonuç \(\frac{1}{2} \cdot \frac{1}{2} = \frac{1}{4}\).
Bir kişinin göz bebeği çapı farklı ortamlarda ölçülmüştür.
| Ortam | Göz bebeği çapı (mm) |
|---|---|
| Güneşli dış ortam | 2,5 |
| Aydınlık sınıf | 4 |
| Loş oda | 6 |
| Karanlık oda | 7,5 |
Bu ölçümler ve bilgilere göre
- I.Ortamdaki ışık azaldıkça göz bebeği genişlemiştir.
- II.Güneşli ortamda ağ tabakaya ulaşan ışık miktarı iris tarafından sınırlandırılmıştır.
- III.Göz bebeğinin çapını iristeki kaslar değiştirir.
ifadelerinden hangileri doğrudur?
Tabloda ortam karardıkça çap 2,5 mm'den 7,5 mm'ye çıkıyor; I doğrudur. Parlak ışıkta iristeki kaslar göz bebeğini daraltarak göze giren ışığı azaltır ve ağ tabakayı korur; II ve III de doğrudur.
On altı yaşındaki bir öğrencinin gözlük reçetesinde sağ göz için −2,5 diyoptri, sol göz için +2 diyoptri yazmaktadır. Buna göre
- I.Gözlüksüz sağ gözde uzaktaki cisimlerin görüntüsü ağ tabakanın önünde oluşur.
- II.Sol göz için kullanılan merceğin odak uzaklığı 50 cm'dir.
- III.Sağ göz için kullanılan cam, ışınları toplayan ince kenarlı bir mercektir.
ifadelerinden hangileri doğrudur?
Sağ gözün camının gücü eksidir; \(f = \frac{1}{-2{,}5} = -0{,}4\) m. Eksi odak uzaklığı ışınları dağıtan kalın kenarlı merceğe aittir; III yanlıştır. Dağıtan mercek gerektiren göz miyoptur ve görüntüyü ağ tabakanın önünde oluşturur; I doğrudur. Sol göz için \(f = \frac{1}{2} = 0{,}5\) m, yani 50 cm'dir; II doğrudur.
Kör nokta deneyinde kullanılan kart göz hizasında tutuluyor.
Sol gözünü kapatan bir öğrenci sağ gözüyle yalnızca artı işaretine bakarken kartı yavaşça yüzüne yaklaştırıyor. Belirli bir uzaklıkta siyah daire görünmez oluyor, kart biraz daha yaklaştırılınca daire yeniden görünüyor. Bu gözlemin en uygun açıklaması aşağıdakilerden hangisidir?
Kart yaklaştıkça dairenin görüntüsü ağ tabaka üzerinde kayar; belirli bir uzaklıkta kör noktaya düşer. Kör noktada çubuk ve koni olmadığı için daire görülmez, görüntü kör noktadan çıkınca yeniden görülür. Gözün baktığı artının görüntüsü sarı beneğe düşer, dairenin değil. Merceğin yetersizliği bulanıklık yapar, kaybolma yapmaz. Derinlik algısının kaybı ya da dairenin siyah olması dairenin yeniden görünmesini açıklayamaz.
Gözleri kapalı olarak dönen bir sandalyede birkaç tur çevrilen bir öğrenci, sandalye durduktan sonra bir süre hâlâ dönüyormuş gibi hissediyor ve ayağa kalktığında dengesini kurmakta zorlanıyor. Bu durumla ilgili
- I.Dönme sırasında uyarılan reseptörler yarım daire kanallarındadır.
- II.Sandalye durduktan sonra kanallardaki sıvının bir süre hareket etmeye devam etmesi bu hisse yol açar.
- III.Dengenin sağlanmasında, iç kulaktan impuls alan beyincik görev yapar.
ifadelerinden hangileri doğrudur?
Dönme hareketlerini yarım daire kanallarındaki tüylü hücreler algılar. Dönme durunca kanallar durur ama içlerindeki sıvı eylemsizlikle bir süre hareket eder; tüyler bükülmeye devam eder ve dönme hissi sürer. Denge impulsları beyin sapına ve beyinciğe gider; beyincik bu bilgiyle vücudun dengesini sağlar. Üç ifade de doğrudur.
Kulak zarı yırtılan, iç kulağı ise tamamen sağlam olan bir kişide
- I.Ses titreşimlerinin oval pencereye iletimi zayıflar ve işitme azalır.
- II.Başın dönme hareketlerinin algılanması bozulur.
- III.Orta kulak, dış kulak yolundan gelebilecek mikroplara karşı korunmasız kalır.
durumlarından hangilerinin görülmesi beklenir?
Kulak zarı ses dalgalarıyla titreşip titreşimi kemikçiklere aktarır; yırtılınca bu iletim zayıflar ve işitme azalır. Dönme hareketlerini iç kulaktaki yarım daire kanalları algılar; iç kulak sağlam olduğu için denge bozulmaz, II yanlıştır. Kulak zarı dış kulak ile orta kulak arasındaki engeldir; yırtılınca orta kulak enfeksiyona açık hâle gelir.
Gözleri kapalı bir kişinin sağ elinin işaret parmağına iğne batırıldığı hâlde kişi hiçbir ağrı hissetmiyor. Bu durumun nedeni olarak
- I.parmak ucundaki ağrı reseptörlerinin hasar görmüş olması,
- II.parmaktan omuriliğe impuls taşıyan duyu nöronlarının iletim yapamaması,
- III.beyinde deri duyularını değerlendiren bölgenin hasar görmüş olması
durumlarından hangileri gösterilebilir?
Ağrının hissedilmesi için reseptörün uyarıyı impulsa çevirmesi, duyu nöronlarının impulsu merkezi sinir sistemine taşıması ve beyindeki merkezin impulsu değerlendirmesi gerekir. Bu basamaklardan herhangi birinin bozulması ağrının hissedilmemesine yol açabilir; üç durum da tek başına bu sonucu açıklayabilir.
Üç reseptör hücresiyle ilgili bilgiler aşağıda verilmiştir. X: Işıkla uyarılır, çok az ışıkta bile çalışır ve renkleri ayırt etmez. Y: Uyarılması için uyarıcı maddenin tükürükte çözünmesi gerekir. Z: Doku hasarı oluşturan uyarılarla uyarılır ve sürekli uyarıya karşı uyum göstermez. X, Y ve Z aşağıdakilerin hangisinde doğru eşleştirilmiştir?
Az ışıkta çalışan ve renk ayırt etmeyen fotoreseptör çubuk hücresidir. Uyarıcının tükürükte çözünmesini gerektiren reseptör tat reseptörüdür; koku molekülleri burun mukusunda çözünür. Doku hasarıyla uyarılan ve uyum göstermeyen reseptör ağrı reseptörüdür; Meissner cisimciği dokunmayı, Pacini cisimciği basıncı algılar ve uyum gösterir.
Şekilde bir gözün kesiti verilmiş, bazı yapılar harflerle gösterilmiştir.
Yaş ilerledikçe esnekliğini yitirdiği için yakına bakarken yeterince kalınlaşamayan yapı ve bu durumda yakını okumak için kullanılması gereken mercek türü aşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiştir?
Yaşla esnekliğini yitiren yapı göz merceğidir (M); yakına bakarken yeterince kalınlaşamaz ve yakındaki cismin görüntüsü ağ tabakanın arkasına düşer. Bu duruma presbiyopi denir. Görüntü ağ tabakanın arkasında oluştuğu için ışınları önceden biraz toplayan ince kenarlı mercek kullanılır. Silindirik mercek astigmatizmde, kalın kenarlı mercek miyopide kullanılır.
İlerlemen bu tarayıcıda saklanıyor. Ücretsiz üye ol, her cihazda kaldığın yerden devam et.